BASINDA YARGI HABERLERI 04.10.06 [METİN ÖZDERİN]

My Photo
Name:
Location: ANKARA, Türkiye

Wednesday, October 04, 2006

OZDERIN,M.

msn : ozderin@hotmail.com

4 Ekim 2006 Tarihli ve 26309 Sayılı Resmî Gazete

MEVZUAT

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

BAKANLAR KURULU KARARLARI

2006/10910 Hububat Ürünü Alımı ve Satımı Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar

2006/10951 Telekomünikasyon Ruhsatı ve Genel İzinlerin Asgari Değerlerinin Belirlenmesine İlişkin Karar

2006/10960 Gümrük Müsteşarlığı Taşra Teşkilatında İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğüne Bağlı Olarak Zeytinburnu Gümrük Müdürlüğü ile İzmir Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğüne Bağlı Olarak Alaşehir Gümrük Müdürlüğünün Kurulması Hakkında Karar

2006/10969 Uluslararası Telekomünikasyon Birliği Kuruluş Yasası ve Sözleşmesinde Değişiklik Yapan Marakeş Tam Yetkili Temsilciler Konferansı Sonuç Belgeleri’nin Yürürlüğe Girdiği Tarihin 3 Mart 2006 Olarak Tespit Edilmesi Hakkında Karar

BAKANLIĞA VEKÂLET ETME İŞLEMİ

— Milli Eğitim Bakanlığına, Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ’ın Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

ATAMA KARARI

— Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına Ait Atama Kararı

YÖNETMELİKLER

2006/10950 Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Daimi Kadrolarına İlk Defa İşçi Olarak Alınacaklar Hakkında Uygulanacak Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik

2006/10952 Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Bilet Satış, Çekiliş ve İkramiye Yönetmeliği

— Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Karşılığı Nakit Olmayan Piyangolar ve Çekilişler Hakkında Yönetmelik

— Sümer Holding A.Ş. Genel Müdürlüğünün 4734 Sayılı Kamu İhale Kanununun 3 üncü Maddesinin (g) Bendi Kapsamında Yapacağı Mal ve Hizmet Alımları Hakkında Yönetmelik

— Üniversitelerde Akademik Teşkilat Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

GENELGE

— Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele (KADİM) Projesi ile İlgili 2006/28 Sayılı Başbakanlık Genelgesi

TEBLİĞLER

— Tarımsal Üretime Yönelik Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Uygulama Esasları Tebliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ (No: 2006/46)

— Türk Gıda Kodeksi Enerji İçecekleri Tebliği (No: 2006/47)

YARGI BÖLÜMÜ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/31, K: 2006/41 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)

— Anayasa Mahkemesinin E: 2001/6, K: 2006/49 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)

— Anayasa Mahkemesinin E: 2002/8, K: 2006/50 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)

— Anayasa Mahkemesinin E: 2003/4, K: 2006/51 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)


Ünlü gayrimenkul yatırımcısı Zell: Türkiye, Meksika ve Brezilya'dan sonra en hızlı büyüyen 3. ülke
İSTANBUL - Dünyaca ünlü gayrimenkul yatırımcısı Samuel Zell, İstanbul'un sektör açısından büyük potansiyel taşıdığını belirterek, sektör temsilcilerine "Yerinizde olsam zamanımı diğer pazarlarda bu işin nasıl olduğunu anlamayla geçirirdim." dedi. Zell, "Bence Meksika dünyada en fazla gelişmekte olan ekonomidir. Brezilya onun arkasından geliyor. Brezilya'yı da Türkiye izliyor." diye konuştu.

Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği'nin (GYODER) davetiyle İstanbul'a gelen Samuel Zell, sektör temsilcilerine konferans verdi. Türkiye'de ekonomi alanında büyük fırsatlar olduğunu ifade eden Zell, tüm dünyadan Türkiye'ye bu yönde büyük talepler olduğunu kaydetti. Türkiye'nin Meksika ve Brezilya'dan sonra en hızlı gelişen ve büyüyen ekonomi olduğuna inandığını dile getiren Zell, "Gelişmekte olan ülkelerde çok inanılmaz talepler var yatırım fırsatlarına. Türkiye de bunların arasında." dedi.

İleri gitmek isteyen ve yabancı yatırımcıların ilgisini çekmek istiyen ülkelerin sektörlerle ilgili veri toplamak zorunda oldukların belirten Zell, yabancı yatırımcıların verilere ulaşmak istediğinin altını çizdi. Samuel Zell, bunun dışında yatırımcının geldiği ülkede hukuka ve sektörlerdeki şeffaflığa baktığını vurguladı.

Uluslararası gayrimenkul piyasalarında büyük fırsatlar doğduğunu ifade eden Zell, bu fırsatların büyük çoğunluğunun gelişmekte olan ülkelerde olduğuna işaret etti. Zell, kapitalin gidip yatırım yapacağı alanlar aradığını ifade ederek, "Ben geleceği çok parlak görüyorum." ifadesini kullandı.

"Ben oyumu faiz oranlarının düşürüleceği yönünde kullanırdım"

Türk gayrimenkul yatırımcılarına seslenen Samuel Zell, sektörün burada yolun henüz başında olduğunu ifade ederek, "Yerinizde olsam zamanımı diğer pazarlarda bu işin nasıl olduğunu anlamayla geçirirdim. Mesela faiz oranlarındaki değişiklikler nasıl olmuş?" şeklinde konuştu. Türkiye'nin yatırımcılar için önemli olan yerlerin başında geldiğini ifade eden Zell, "Önemli olan şimdi Türkiye içinde nerelerin daha değerli olduğu artık." diye konuştu.

Zell, konuşmasının ardından sektör temsilcilerinin sorularını cevaplandırdı. Amerikan Merkez Bankası'nın (FED) kararlarının Türkiye piyasalarını büyük ölçüde etkilediğinin hatırlatılarak bundan sonra FED'in faiz arttırıp arttırmayacağı yönündeki bir soru üzerine Zell, "Benim kişisel fikrim, eğer bir iddiaya girseydik, ben oyumu faiz oranlarının düşürüleceği yönünde kullanırdım." dedi.

Samuel Zell, Türkiye'de yeni yasama döneminde yasalaşması beklenen mortgage sisteminin Türkiye'ye büyk yarar sağlayacağı fikrinde olduğunu söyledi. Zell, "Eğer bu piyasa gerçek mortgageler elde edecekse, bu mortgageler halkın elinde olacaksa, bu fiyatları arttıracaktır. Mortgage ile tüm gayrimenkul sektörünü likidite edersiniz. Bu pozitif bir etki oluşturacaktır." ifadelerini kullandı.

GYODER Başkanı Haluk Sur ise, konuşmasında Türkiye'nin ekonomik ve siyasi anlamda son yıllarda kazandığı istikrar ortamına işaret etti. Haluk Sur, mayıs ayında yaşanan dalgalanmanın sektör birbirinden kopuk değil kenetlenerek hareket etmesi gerektiği sonucunu doğurduğunu söyledi.

Önümüzdeki dönem için umutlu olduklarını vurgulayan Sur, Türkiye'de 9-10 milyon konutun yenilenme ihtiyacı gözönüne alınırsa sektörde trilyon dolarla ifade edilecek bir iş hacminin söz konusu olduğunu kaydetti. Gayrimenkul piyasalarının giderek küreselleştiğini anlatan Sur, Türkiye'ye özellikle Avrupa, Ortadoğu, Körfez ülkeleri ve ABD'den talep olduğunu dile getirdi.


Zapsu, CHP'li milletvekiline dava açtı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı ve AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Cüneyd Zapsu, Başbakanlık önünde "fındık" eylemi yapan CHP Ordu Milletvekili Sami Tandoğdu ile mahkemelik oldu.

Cüneyd Zapsu, arabasının 'ZPS' plakasını kendisini hatırlattığı gerekçesiyle değiştiren ve "Arabam da hafifledi ben de kuş gibi rahatladım" diyen Tandoğdu hakkında 25 milyar liralık tazminat davası açtı.

Zapsu, Tandoğdu'nun kendisine "Türk düşmanı" diyerek de kişilik haklarına hakaret ettiğini bildirdi. Başbakan Erdoğan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu, Başbakanlık önünde "fındık" eylemi yaparak dikkatleri üzerine çeken CHP Ordu Milletvekili Sami Tandoğdu'yu mahkemeye verdi.

Başbakanlık önüne "06 ZPS 52" plakalı arabasıyla gelen ve bagajında taşıdığı 4 çuval fındığı caddeye döken Tandoğdu'nun eski plakasını Cüneyd Zapsu'yu hatırlattığı gerekçesiyle değiştirmesi mahkemeye taşındı. Tandoğdu'nun "Vatandaşlar bana lütfen o plakayı değiştirin, dediler. Ben de onların isteğini yerine getirdim. Arabam da hafifledi, ben de kuş gibi rahatladım. Onun için mutluyum, huzurluyum. Karadenizli fındık üreticisi arabamı gördüğü zaman sevinçten çığlık atıyor" yönündeki sözleri ve gazetecilere açıklama yaptığı sırada "ZPS" plakasının ne olduğunu soran turistlere "Cüneyd Zapsu. Turkish düşman" diye cevap vermesi davalık oldu.

Zapsu'nun avukatı dava dilekçesinde Tandoğdu'nun bu ifadeleriyle müvekkilinin manevi şahsiyet haklarına ağır saldırıda bulunduğunu bildirdi. "Davalı müvekkilimizi Türk düşmanı olarak tanımlamıştır" denilen dilekçede, bir Türk vatandaşına "Türk düşmanı" denilmesinin kişilik hakları ağır bir saldırı ve hakaret olduğu kaydedildi. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kendisine bu şekilde ithamlar yöneltildiğinde buna tepki göstermesinin, karşı koymasının, bireysel ve Anayasal temel hakkı olduğu dile getirilen dilekçede, "Müvekkilimiz bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kendisi hakkında Türk düşmanı olmak gibi ağır bir saldırıya maruz kalması dolayısıyla bu davayı açmıştır" ifadesi kullanıldı.

Dava dilekçesinde, Tandoğdu'nun "Arabam da hafifledi, ben de kuş gibi rahatladım. Onun için mutluyum, huzurluyum. Karadenizli fındık üreticisi arabamı gördüğü zaman sevinçten çığlık atıyor" yönündeki sözleriyle Zapsu'yu alaya aldığı, kötülediği, hedef gösterdiği ve küçük düşürdüğü vurgulandı. "Sırf eleştirmek için bir şahsın şerefiyle oynayan kimsenin herhangi bir hukuka uygunluk sebebinden yararlanması asla kabul edilemez" denilen dilekçede, Yargıtay'ın bu yöndeki kararlarına da atıfta bulunuldu. Zapsu, CHP'li Tandoğdu hakkında kişilik haklarına saldırdığı gerekçesiyle 25 milyar lira manevi tazminat davası açtı.

(İHA)


Tüyleri düşüyor diye kovuldular

Yargıtay`dan ilginç karar... Öğretmen Hülya Toker`in evinde beslediği iki kedi, tüyleri komşuların balkonlarına dökülüyor gerekçesiyle apartmandan kovuldu!
MUSTAFA OĞUZ İzmir DHA

İlk kavga çatıdan çıktı

ÖĞRETMEN Hülya Toker`in, apartman komşularının şikayeti üzerine açılan davada mahkeme, iki kedinin evden çıkarılmasına karar verdi. Karar Yargıtay tarafından da onandı. Kedilerinden ayrılmayacağını ve evden taşınacağını söyleyen Toker, gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne başvuracağını açıkladı. Beş katlı apartmanın en üst katında oturan Toker, çatı tamir masrafları nedeniyle tartıştığı komşularıyla mahkemelik oldu.

Komşular mahkemeye başvurdu

ŞİKAYET edilen komşuları da, Toker`in evinde beslediği Pamuk ve Boncuk isimli kedilerin gürültü çıkardığını, tüylerinin de balkonlarına düştüğünü belirterek, apartmanda hayvan beslenmemesi için mahkemeye başvurdu. İzmir 3. Sulh Hukuk Mahkemesi, Kat Mülkiyeti Yasası`nı da gözönünde bulundurarak, yönetim planında yer almaması halinde apartmanda kedi beslenmemesi kararı verdi. Kararı Yargıtay da onadı.

`Kedilerimden ayrılamam`

TOKER, yardım istediği Çevre Bakanlığı`ndan da `Yargı kararına karşı bir şey yapamayız` yanıtı aldı. Kedilerinden ayrılamayacağını belirten Toker, `Okulda çocuklara hayvanları sevmelerini öğretiyorum. Şimdi onlara ne diyeceğim? `Evinizde hayvan beslemeyin, sevmeyin, mahkemelik olursunuz mu` diyeceğim?` sözleriyle tepkisini dile getirdi.


Alevi davasında ateist sorusu

Alevi bir ailenin, çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girme zorunluluğunun kaldırılması başvurusunu görüşen AİHM'de yargıç, "Ateistlere nasıl davranıyorsunuz?" diye sordu

BELMA AKÇURA Strasbourg

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Alevi bir ailenin, çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girme zorunluluğunun kaldırılmasıyla ilgili başvurusunu dün esastan gördü.
İlköğretim 7. sınıfta okuyan çocuğunun, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf olmasını talep eden, ancak Türkiye'deki mahkemelerden sonuç alamayınca AİHM'ye giden Hasan Zengin'in davasında dün şikâyetçi ve Türk hükümetinin avukatları dinlendi.
Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden gelen 200 kadar Alevinin de katıldığı davada, mahkemenin, "Ateistlere yönelik nasıl bir düzenleme yapıldığı" yönündeki sorusuna, Türk hükümeti avukatları, "Henüz önümüze böyle bir dava gelmedi" diye yanıt verdi. Mahkeme ayrıca, din dersi ile ahlak dersinin birbirinden ayrı tutulup tutulamayacağını sordu.
Türk hükümeti adına savunma yapan avukat Münci Özmen, Türkiye'de yasaların ailelere, kurumsal eğitimi çökertme hakkı tanımadığını, AİHM'nin içtihatına göre de, eğitimi düzenlemenin devletin yetki ve sorumluluğu altında olduğunu söyledi.
Savunmada, Aleviler ile Sünniler arasında ayrımcılık yapılmadığı, derslerin de din dersi değil, din ve ahlak konusunda genel kültür dersi olduğu belirtildi.

Hastanede namaz
Alevi tarafı ise, Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, Karacaahmet Cemevi'ni yıktırdığını hatırlattı. AKP hükümeti eleştiren Alevi tarafı, bir devlet hastanesinde topluca namaza duran insanların Türk basınında yansıyan fotoğraflarını da mahkemede göstererek, hükümetin bu yönde baskı yarattığını öne sürdü.
Başvuru sahibinin avukatı Kazım Genç, Fransa veya Almanya'daki laiklik sistemini benimsediklerini, Türkiye'deki uygulamanın laiklik ilkesine tamamen aykırı olduğunu söyledi. Genç, laiklik ilkesi gereği devletin din dersi veremeyeceğini, sadece din derslerini gözetim ve denetim altında tutabileceğini ifade etti.
Kararını daha sonra verecek olan mahkemenin taraflar arasında dostane çözüm yolu aramakta olduğu ve bu amaçla taraflardan görüş talep ettiği öğrenildi. Dostane çözüme varılamaması ve davanın Türkiye'nin aleyhine sonuçlanması halinde kendisini mağdur gören Alevi vatandaşlara, AİHM yolu açılmış olacak.


MEB'den bir skandal daha...

Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nün daha önce yaptığı hatalara bir yenisi daha eklendi. 2005 yılında gerçekleştirilen müdür yardımcılıklarına atanacak adayların girdiği sınavda 6 sorunun yanlış olduğu Mahkeme tarafından belirlendi. Sınava dayalı ataması yapılan birçok müdür yardımcısının konumu tartışılır hale geldi.
(ANKA)- Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nce 2005 yılında yapılan müdür yardımcılığı sınavındaki 6 sorunun ve cevap anahtarının yanlış olduğu Ankara 4. İdare Mahkemesi’nce belirlendi. Mahkeme, yanlış sorulara dayalı değerlendirmelerin de hatalı olacağına, sınava dayalı işlemlerin yürütmesini durdurdu.
Son iki yılın Ortaöğretim Kurumları Seçme Sınavı’ndaki yanlışlarıyla dikkatleri üzerine çeken MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nün, Bakanlığı zor durumda bırakacak başka bir yanlışa daha imza attığı ortaya çıktı. Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü tarafından 26 Mart 2005 tarihinde eğitim kurumu müdür yardımcılıklarına atanacak adayların belirlenmesi amacıyla yapılan sınavda yanlış sorular olduğu Ankara 4. İdare Mahkemesi’nce doğrulandı.
6 SORULAR HATALI, İŞLEMLER DAYANAKSIZ
4. İdare Mahkemesi, Eğitim-Sen’in başvurusu üzerine yaptığı inceleme sonucunda 6 sorunun ve cevap anahtarının yanlış olduğunu belirledi. Mahkeme kararında, “Sınav kağıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde yapılan değerlendirmelerde 14, 22, 35, 74, 82 ve 85’nci sorularının ve cevap anahtarlarının hatalı olduğu belirlenmiş olup, yapılan değerlendirmeler hükme esas alınabilecek bilimsel yeterlilikte bulunmuştur” denildi. Mahkeme, bilirkişi raporuna dayalı olarak sınavın objektif ölçme ve değerlendirme ilke ve tekniğine uygun olmadığı kanaatine vararak, sınavda ve bu sınav sonucunda yapılan değerlendirme işlemlerinde “hukuka uyarlık” görülmediğini bildirerek, sınava dayalı işlemlerin yürütmesinin durdurulmasını kararlaştırdı.
KARMAŞA ORTAMI
4. İdare Mahkemesi’nin, 2005 yılında gerçekleştirilen sınava dayalı işlemlerin yürütmesini durdurması, Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınavı esas alarak yaptığı tüm atama işlemlerini boşlukta bıraktı. Sınava giren tüm adaylarının başarısının yanlış sorular çıkarıldıktan sonra yeniden değerlendirmesini zorunlu kılan Mahkeme kararla MEB tam anlamıyla “karmaşa ortamı”na girdi.
ALAADDİN DİNÇER: MEB’İN TÜM SINAVLARI ŞAİBELİ
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, mahkemece de belirlenen sınav yanlışını değerlendiren Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, MEB’in sınavları “beceriksiz, yeteneksiz” kişiler tarafından gerçekleştirildiğini belirterek, “Bakalım Bakanlık hangi Ali Cengiz oyunuyla bu rezaleti örtecek” dedi. Bakanlığın yaptığı tüm sınavların şaibeli olduğunu savunan Dinçer, “Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nde çalışanlar aracılığıyla soruların dışarı sızdırıldığından da şüpheleniyoruz” diye konuştu.(


'ÜLKEMIZDE MÜLTECI OLMAYACAGIZ'.

-TMMOB'nin düzenledigi 'Ülkemizde Mülteci Olmayacagiz' baslikli ve yabancilarin çalisma izinlerinde degisiklik yapan yasa tasarisinin tartisilacagi panel yarin Ekin Sanat Merkezi'nde gerçeklestirilecek.

ANKARA(ANKA)-Türkiye Mühendis ve Mimar Odalari Birligi'nin (TMMOB) düzenledigi 'Ülkemizde Mülteci Olmayacagiz' baslikli ve yabancilarin çalisma izinlerinde degisiklik yapan yasa tasarisinin tartisilacagi panel yarin Ekin Sanat Merkezi'nde gerçeklestirilecek.
MMO Baskani Emin Koramaz'in yönetimini yapacagi panele CHP milletvekilleri Erdal Karademir ve Hüseyin Güler, Prof. Dr. Mustafa Tokyay, TMMOB Hukuk Danismani Nurten Çaglar Yakis konusmaci olarak katilacak.
'Yabancilarin Çalisma Izinleri Hakkinda Kanun ile Bazi Kanunlarda Degisiklik Yapilmasina Iliskin Kanun Tasarisi' AB uyum yasalari ve 'Hizmetlerin Serbest Dolasimi' kapsaminda TBMM gündemine getirildi. Tasariyla yürürlükteki yasada yabancilar lehine önemli degisiklikler yapilmasi öngörülüyor.
Mimar ve mühendisler, degisiklikle mesleki tanim ve islevin, çokuluslu tekeller lehine degistirilecegini ve neredeyse bütün diger ülkelerin mühendis ve mimarlarinin Türkiye'de sinirsizca çalisabilmesinin önü açilacagini savunuyor.
Yasa tasarisina karsi ayrica makine, endüstri, uçak, havacilik ve uzay mühendisleri 14 Ekim'de Ankara'da eylem yapacak. Eylem, mesleki ve akademik yeterlilik prosedürü kaldirilarak, akademik yeterlilikle mesleki bilgi ve deneyim aranmadan, yabancilarin her iste çalismalarinin önü açilmasina karsi gerçeklestirilecek.(ANKA)


Çocukken suçlandılar dedeyken ceza yediler

24 yıldır süren Dev-Yol davası dün karara bağlandı. Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi 20 sanığı müebbet, 2 sanığı ise 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. Davanın başında 18 yaşın altında olan sanıklar mahkeme sürecinde torun sahibi oldu


TÜRKİYE tarihinin en uzun davalarından biri dün Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde alınan bir kararla sonuçlandı. 18 Ekim 1982’den bugüne görülen ve 22 sanığın yargılandığı Dev-Yol örgütü davasında 20 sanık müebbet, olay tarihinde 18 yaşın altında olan 2 sanık ise 16 yıl 8’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Duruşmaya sanık Turhan Yalçın Bürkev ile bazı sanıkların avukatları katıldı. Sanık avukatlarından bazıları, ‘belgelerin kayıp olmasını’ gerekçe göstererek savunma hazırlayamadıklarını söyledi.

# ‘DÜZENİ BOZMAYA TEŞEBBÜS’

AVUKATLARIN ek süre talebini reddeden mahkeme eski Türk Ceza Kanunu’nu (TCK) sanıkların lehine değerlendirdi ve ‘anayasal düzeni cebren bozmaya teşebbüs’’ suçunun tanımlandığı 146/1. maddesinden hüküm kurdu. 24 yıl önce Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 574 sanıkla başlayan davada birleştirilen dosyalarla sanık sayısı 723’e çıktı. Mahkeme 1989’da, 7 kişiye idam, 39 kişiye ömür boyu, 346 kişiye ise 2-20 yıl arasında ağır hapis cezası verdi. Kararın ardından dosya yeniden Yargıtay’a gidecek.


Tutukluluk halleri göz önüne alındı


OLAY tarihinde yaşları 18’in altında olan Veli Yıldırım ile Hüseyin Arslan 16 yıl 8’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Cahit Akçam, Halil Yasin Ketenoğlu, Bünyamin İnan, Murat Parlakay, Turhan Yalçın Bürkev, Erdoğan Genç, Nuri Özdemir, Osman Nuri Ramazanoğlu, Hıdır Adıyaman, Nurettin Aytun, Emin Koçer, Hasan Ertürk, Yaşar Kambur, Atalay Dede, Mehmet Akın Dirik, Melih Bekdemir, Celal Mut, Hilmi İzmirli, Mehmet Hassoy ve Yusuf Yıldırım ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi. Sanıkların daha önce tutuklu kaldıkları süre göz önüne alınarak, tutuklanmalarına yer olmadığına karar verildi.

04.10.2006


Eksik evrakla 20 müebbet

24 yıl süren Dev-Yol örgütü davasında eksik evrakla karar verildi: 20 sanığa müebbet, 2 sanığı 16 yıl 8`er ay hapis
ANKARA Milliyet

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 yıldır süren Dev-Yol örgütü davasında, dosyadaki eksikler nedeniyle uzun süredir sonuçlandırılamayan yargılamayı, sanık avukatlarının kayıp olduğunu iddia ettiği evrak bulunmadan karara bağladı. Mahkeme, 20 sanığı müebbet, 2 sanığı 16 yıl 8`er ay hapse mahkum etti. Avukatların protesto ettiği karar onanırsa, 14 sanık yeniden cezaevine girecek. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi`nde dün görülen karar duruşmasına, sanık Turhan Yalçın Bürkev ile bazı sanıkların avukatları katıldı. Sanıklardan Yaşar Kanbur`un avukatı Ömer Kavili, 1996`da 740 klasörden oluşan dava dosyasının, ilk kararın ardından Yargıtay`a 465 klasör olarak gönderildiğini, 280 klasörün kayıp olduğunu öne sürerek, esas hakkındaki savunmalarını yapmaları için dosyalara bakmaları gerektiğini söyledi. Mahkemenin, dosyalar bulunmadan karar alacağını belirtmesi üzerine Kavili, `Görmediğim belgelerle savunma yapamam. Bu müvekkilime ihanet olur` diyerek salonu terk etti.

Ceza alan sanıklar

Mahkeme heyeti, olay tarihinde yaşları 18`den küçük olan Veli Yıldırım ve Hüseyin Arslan`ı 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. Cahit Akçam, Halil Yasin Ketenoğlu, Bünyamin İnan, Murat Parlakay, Turhan Yalçın Bürkev, Erdoğan Genç, Nuri Özdemir, Osman Nuri Ramazanoğlu, Hıdır Adıyaman, Nurettin Aytun, Emin Koçer, Hasan Ertürk, Yaşar Kanbur, Atalay Dede, Mehmet Akın Dirik, Melih Bekdemir, Celal Mut, Hilmi İzmirli, Mehmet Hassoy ve Yusuf Yıldırım hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren heyet, indirim yaparak bunu müebbete dönüştürdü.

Dava 1982 yılında başladı

723 sanık hakkında açılan, 1982`de Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi`nde görülmeye başlayan Dev-Yol davasının duruşmaları 1989`da tamamlandı. 7 kişi idama, 39 kişiyi müebbet hapse mahkum edildi. 346 kişi 2 ila 20 yıl arasında hapis cezasına çarptırılırken, diğer sanıkların beraatine karar verildi. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, bu kararı 23 sanık yönünden bozdu. Yargıtay, bu sanıkların da idama mahkum edilmesini istedi. Askeri mahkemelerin kapatılmasının ardından Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi`nde görülen 23 sanıklı dava 2002`de bitti. Mahkeme, 20 sanığı idama, 2 sanığı 16 yıl 8 ay hapse mahkum ederken, 1 sanığın da beraatini kararlaştırdı. Ancak bu karar da idam cezasının kaldırılması nedeniyle bozuldu.


Adliye koridorları ünleniyor
Sanat dünyasından birçok ünlü birbirleriyle davalık oldu
Önümüzdeki günlerde adliye koridorları şenlenecek. Çünkü birçok ünlü şarkıcı, oyuncu, manken ve şovmen davalı veya davacı olarak adliye koridorlarında boy gösterecek
MAGAZİN dünyasının ünlüleri, önümüzdeki günlerde, konser, film, dizi, sahne veya gece kulüplerinden çok adliye koridolarlarında boy gösterecek. Son birkaç aydır, yapımcısıyla kavga eden, eski sevgilisi tarafından hakarete uğrayan, çalıştığı kanalı zarara uğratan, diziden kovulan birçok ünlü isim soluğu adliyede aldı. Açılan davalar yüzünden Özcan Deniz, Şebnem Schaeffer, Deniz Seki, Güzide Duran, Yeşim Salkım, İlker İnanoğlu, Banu Zorlu, Mehmet Ali Erbil ve Nükhet Duru’yu davalı veya davacı olarak sık sık adliye koridorlarında göreceğiz.
Hem davalı hem davacı
Güzide Duran, eski sevgilisi olan İlker İnanoğlu ve eşi Yeşim Salkım’a, ‘namusuna dil uzattığı’ gerekçesiyle 100 bin YTL manevi tazminat davası açtı. Yeşim Salkım ve İlker İnanoğlu da Güzide Duran’a, özel fotoğrafları basına sızdırdığı gerekçesiyle açtıkları 250 bin YTL’lik manevi tazminat davasıyla cevap verdi.
Deniz Akkaya da davaya karıştı
İlker İnanoğlu, eşi hakkında dedikodu yapan Deniz Akkaya’yı kaste-derek ‘Eğer namuslu olsaydı, sevgilisini aldatmasaydı, onunla da evlenilirdi’ deyince, Akkaya soluğu mahkemede aldı. Sadece İnanoğlu’ndan değil, eşi Yeşim Salkım’dan da şikayetçi oldu.
Özcan’dan BİSEKSÜEL DAVASI
Şebnem Schaeffer’in televizyonda ‘Özcan Deniz ve Şenol İpek biseksüeldir’ demesi üzerine, Özcan Deniz; gerçek adı ‘Jennifer Simone Macide’ olan Şebnem Schaeffer aleyhine hem ceza hem de tazminat davası açtı.
Prodüktörüne dava açtı
Müzik prodüktörü Metin Özülkü kendisine bağlı olan şarkıcı Banu Zorlu’ya sözleşmedeki ‘Evlenemez’ maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle parasını ödemedi. Banu Zorlu da ‘Ben evli değilim, bir ilişki yaşıyorum’ diyerek 100 bin YTL’lik tazminat davası açtı.
Mali’ye itibar davası
Mehmet Ali Erbil’e itibar davası açıldı
Atv, geçen sezon, programında yaptığı bir hareketten dolayı RTÜK tarfından rekor cezaya çarptırılmasına yol açan Mehmet Ali Erbil’e dava açtı. Atv, Erbil ve programın yapım şirketinden 5,5 milyon YTL tazminat istiyor.
Şarkılarının karikatürünü yaptırdı
Nazan Öncel’in, önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak ‘7’in Bitirdin’ adlı yeni albümünde bir karikatürist imzası da bulunuyor. Kartonet tasarımında dinleyicilerine farklı ve özel bir sürpriz hazırlamak isteyen Öncel, karikatürist İsmail Gülgeç ile bir ilke imza attı. Mizah dünyasının ünlü isimlerinden olan ve Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’inin çizgi romanı gibi farklı çalışmalarıyla da tanınan Gülgeç, Öncel’in albümündeki şarkıların hikayesini çizdi. Gülgeç, beş ay süren bir çalışmayla albümdeki 12 şarkının hikayesini resmetti.
Entelektüel değil KAPİTALİSTİM
SİNEMA sektörüne oyuncu, yapımcı ve yönetmen kazandırmak için kurduğu ‘Plato Film Okulu’nun sezon açılışını yapan Sinan Çetin, ‘Entelektüel değil kapitalistim’ dedi. Ünlü sinemacıların eğitim verdiği okul hakkında bilgiler aktaran Çetin, yıllar önce çektiği filmleri neden vizyona sokmadığı sorulunca, ‘Beğenmediğim için göstermiyorum. Bunu yaparken de bir zarara uğradığımı sanmıyorum. Ben entelektüel değil iyi bir kapitalistim. Bu yüzden ürünlerimi güzelleştirip öyle sunmak istiyorum’ dedi. Seçkin ŞENVARDAR
04.10.2006

Beydağları turizme açılmayacak
Antalya'da Milli Park alanı ilan edilen Beydağları'nın 794 hektarlık kısmının turizme açılmasıyla ilgili Bakanlar Kurulu Kararı, Danıştay tarafından iptal edildi.
Danıştay kararında turizmi teşvik için başlıca doğal kaynak sahası olan milli park alanının sınırlarının değiştirilmesinde hukuki isabetin olmadığı vurgulandı. Başbakanlık veya Çevre ve Orman Bakanlığı, Danıştay 10. Dairesi'nin bu kararına itiraz ederse, itirazı Danıştay İdari Dava Daireleri görüşüp karara bağlayacak.
TEPKİLER
Bakanlar Kurulu Kararı'nın iptali için dava açan Antalya'daki meslek odaları, Danıştay'ın iptal kararına sevindi. Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Dolanay, 'Eğer dava açmasaydık, Antalya'da Tünektepe'den itibarin bütün kıyı bandı turizme açılacaktı. Antalya'nın kıyıdaki son kalan yeşil alanını bu davayla kurtarmış olduk' dedi.
Mustafa KOZAK / ANTALYA

Zehra Vakfı başkanı cinayeti 6 yıl sonra faili meçhul olmaktan çıktı
Terör örgütü Hizbullah’ın kaçırarak katlettiği Zehra Eğitim Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım için 6 yıl sonra dava açıldı.
Aralık 1999 tarihinde şikayetçi olan Yıldırım ailesi, aradan geçen zamana rağmen dava açılmayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Aile, davanın Türkiye’de sürüncemede bırakıldığını gerekçe gösterdi. Adalet Bakanlığı davanın Avrupa’ya taşındığını öğrenince İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na soruşturmanın akıbetini sordu. Bakanlığın sorusu üzerine dosya, faili meçhulden çıkarılarak Hizbullah aleyhine dava açıldı.
İzzettin Yıldırım, 29 Aralık 1999’da kaçırıldıktan sonra ondan bir daha haber alınamadı. Yıldırım’ın cesedi 2000 yılında Hizbullah’a yönelik yapılan operasyonda Kartal’da bir evin bahçesinde sekiz cesetle birlikte bulunmuştu. Yıldırım’ın çocukları ve kardeşleri Hizbullah’tan şikayetçi olmuş, ancak yeterli delil bulunamadığı ve diğer cesetlerin kimlik tespiti yapılamadığı için herhangi bir dava açılmamıştı. Yıldırım ailesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Soruşturmanın AİHM’ye taşındığını öğrenen Adalet Bakanlığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan İzzettin Yıldırım’a ilişkin soruşturmanın akıbetini sordu. Savcılık, bakanlığa verdiği cevapta, soruşturmanın halen devam ettiğini, yeterli delil olmadığı ve firari şüphelilerin yakalanması için dosyanın elde kalması gerektiğini bildirdi. Bunun üzerine, Yıldırım’ın öldürülmesine ilişkin dava 31 Mart 2006’da açılabildi. İddianamede yeterli delil olmadığı için dava dilekçesinde, bu konuda güvenlik güçlerinin ve Başsavcılığın herhangi bir ihmalinin söz konusu olmadığı vurgulandı.
Altı yıldır devam eden soruşturma, 31 Mart 2006’da davanın açılmasıyla sonuçlandı. İzzettin Yıldırım’ın ağabeyi Cesim Yıldırım’ın müşteki olarak yer aldığı iddianame ile Hizbullah ana davasında örgüt lideri olarak yargılanan Hacı İnan, Cevat Işıklı, Abdulsettar Yıldızbakan, Burhan Ekineker, Mehmet Bayram Eren, Emin Ekici, Edip Gümüş, Cemal Tutar’a Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesine göre “cebir ve şiddet kullanarak Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek” ve adam öldürmek suçlarından dava açıldı. Yapılan ilk duruşmada sanıklar suçlamaları reddetti.
İddianamede, Cesim Yıldırım ve avukat Yusuf Bedirhanoğlu’nun soruşturma açıldıktan sonra yapılan davetlere icabet etmediği, şikayet ve delilleri başsavcılığa sunmadığı belirtildi. Soruşturma kapsamında yapılan araştırmalarda İzzettin Yıldırım’ın Nur cemaatinin Med-Zehra grubu lideri ve Zehra Vakfı başkanı olduğu, özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da Müslüman Kürt kimliği ile Hizbullah’a rakip olacak bir şekilde görünüm aldığı, örgüt liderlerinin de bundan rahatsızlık duyduğu sonucuna ulaşıldığı aktarıldı.
29 Aralık 1999’da Yıldırım ile iş ve akrabalık bağları bulunan Mehmet Şehit Avcı ve Mehmet Kanlıbıçak’ın ortadan kayboldukları ve kaçırılmalarında istihbari bilgilerin Hizbullah’ı gösterdiği kaydedildi. Avcı ve Yıldırım’ın cesetlerinin DNA testi ile tespit edildiği; ancak aynı yerde ele geçen diğer cesetlerin kimliklerinin belirlenemediği, bu nedenle dosyanın ayrıldığı kaydedildi. Firari şüpheliler ve maktüllerin açık kimliklerinin tespiti için çalışmaların halen devam ettiği belirtilirken, şüphelilerden Hacı İnan’ın cesetlerden birinin Yıldırım’a ait olduğunu tahmin ettiğini belirttiği; ancak kimin öldürdüğü konusunda susma hakkını kullandığı ifade edildi.
04.10.2006
Büşra Erdem / Zaman - İstanbul

Uzanlar itiraz etti Adabank satışı iptal
Şişli 3. İcra Mahkemesi, Adabank’ın satışının iptali için Kemal Uzan’ın açtığı, Cem Uzan’ın da müdahil olduğu davada görevsizlik kararı verirken “ileride telafisi imkansız zararların oluşması” ihtimali olabileceği gerekçesiyle Adabank hisselerinin üçüncü kişilere devir ve tescilini dava sonuna kadar tedbiren durdurdu
04.10.2006
Cem ve Kemal Uzan’ın TMSF aleyhine Şişli 3. İcra Mahkemesi’nde açtığı davada dün karar çıktı. TMSF avukatının mahkemenin görevsiz olduğu görüşüne katılan Şişli 3.İcra Mahkemesi Yargıcı Aydın İpek, davanın idari yargıda görüşülmesi gerektiği sonucuna vardı ancak Adabank’ın satışını durdurdu. Kamu alacağının önlendiğini savunan TMSF’nin 10 gün içinde Yargıtay’da temyize giderek karara itiraz hakkı bulunuyor. Adabank, TMSF’nin 3 Temmuz’da yaptığı ihalede 45 milyon YTL bedelle, Kuveytli The International Investor’a satılmıştı.

Recai Kutan'a suç duyurusu
Saadet Partisi'nin (SP) 2003 yılı kesin hesaplarını inceleyen Anayasa Mahkemesi, Siyasi Partiler Kanunu'na (SPK) aykırı olarak partiye toplam 33 bin 714 YTL bağışta bulunan SP Genel Başkanı Recai Kutan ile SP'nin 9 yöneticisi hakkında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunma kararı verdi. Anayasa Mahkemesi ayrıca, Genel Başkan Recai Kutan adına düzenlenen 94 bin 400 YTL tutarındaki gazete faturasının, parti gideri olarak gösterilemeyeceğini karara bağladı. Yüksek Mahkeme, SPK'ye aykırı olarak yapılan 33 bin 714 YTL'lik bağış ile Kutan adına kesilen ancak parti giderleri arasında gösterilen 94 bin 714 YTL'lik fatura tutarının, Hazine'ye gelir kaydedilmesine de karar verdi. Para, SP'ye yapılacak Hazine yardımından kesilecek.
ANKARA

AİHM, yazar Fikret Başkaya’yı haklı buldu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yazar Fikret Başkaya’yı Türkiye’ye karşı açtığı davada haklı buldu.
Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. ve ifade özgürlüğüyle ilgili 10. maddelerini ihlal ettiği görüşüne varan AİHM, Başkaya’ya mahkeme masrafları dahil 8 bin Euro ödenmesine hükmetti. Güneydoğu Anadolu sorunuyla ilgili yazdığı bir makaleden dolayı 2000 yılında bir yıl hapis cezasına çarptırılan Başkaya, 2001 yılında AİHM’de dava açmıştı.
Strasbourg, aa

Bir cana 10 yıl
Okul arkadaşı Fatih Can'ı bıçakla öldüren C.B, 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezayı az bulan Fatih'in annesi Safiye Can, 'Oğluma iyi çocuk olmanın cezası verildi' dedi
LEVENT’DEKİ Lütfi Banat İlköğretim Okulu'nda geçtiğimiz mart ayında 8. sınıf öğrencisi Fatih Can'ı kalbinden bıçaklayarak öldürdüğü iddiasıyla yargılanan aynı okul öğrencisi C.B, 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuklu sanık C.B. getirilirken Fatih Can'ın annesi Safiye Can, babası Ali Can ve yakınları da hazır bulundu. Sanık C.B'nin avukatı mahkemenin karşısında yaşı küçük olan şanssız bir çocuk olduğunu belirterek, esas şanssızlığın ise C.B'nin erkeklik duygusu ile taşımakta olduğu bıçağın kaza sonucu maktülün kalbine rastlamasıyla meydana geldiğini söyledi.
‘Birlikte sandviç yemiştik’
Mahkeme daha sonra sanık C.B'den son sözünü sordu. Heyete ‘öldürme kastının olmadığını’ söyleyen C.B, 'Bu olaydan önce Fatih'le birlikte sandviç alıp yemiştik. Olay bir anda gelişti. Çok pişmanım' dedi. Mahkeme heyeti, sanık C.B'nin Fatih Can'ı kasten öldürdüğünün mahkemece kabul edildiğini ve nedenle 5237 sayılı TCK'nın 82/1-e maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmasına karar verdi. Mahkeme, sanık C.B'nin suç tarihinde 15 yaşından küçük olduğunu belirterek verilen cezanın yasanın 31/2 maddesi uyarınca 12 sene hapis cezasına indirilmesine, duruşmadaki iyi halinin de göz önüne alınarak 10 yıl hapis cezasına çarptırılmasını kararlaştırdı.
Acılı anne: Bu ceza suça teşvik
Mahkeme tarafından sanık C.B'nin 10 yıl hapis cezasına çarptırılmasını az bulan Fatih Can'ın annesi Safiye Can ve babası Ali Can ise 'Bu ceza suça teşvik anlamına geliyor. Bir canın bedeli bu kadar ucuz olmamalı. Sanık en fazla 5 yıl yatıp çıkacak' diyerek karara isyan etti. Serpil öğretmeni öldüren kişilerin kısa sürede serbest kaldıktan sonra yine suç işlediklerini hatırlatan anne Safiye Can, 'Suç işleyen kişiler az cezalar alarak kısa zamanda dışarı çıkıyor. Sonra yine suç işliyorlar. Burada Fatih'e iyi çocuk olmanın cezası kesildi' diyerek mahkeme kararına itiraz etti. SERDAR KULAKSIZ
04.10.2006

Belçika Başbakan Yardımcısı: Ancak totaliter rejimlerde tarih siyasetçiler tarafından yazılır
Ülkesinde Ermeni “soykırımı”nı inkar edenleri cezalandıran kanun tasarısının reddedilmesi için büyük çaba sarf eden Belçika Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı Laurette Onkelinx, Ermeni soykırımı iddialarıyla ile Yahudi soykırımının bir tutulamayacağını söyledi.
Meclis ve siyasetçilerin ancak diktatörlerce yönetilen totaliter rejimlerde tarih yazdığına işaret eden Onkelinx, siyasetçilerin tarih yazımına müdahale etmelerine karşı olduğunu açıkladı. Yaş gününü dün bir grup Türk gazeteci ile kutlayan Onkelinx, Ermeni sözde soykırımına ilişkin çok sayıda soruya muhatap oldu. Geçen yıl Belçika Senatosu’nda “soykırımı” inkar edenleri cezalandıran kanun taslağını engellediği için Ermeni lobisinin hedefi haline gelen Onkelinx, Fransız lider Chirac’ın Ermeni “soykırımı iddialarının” tanınmasının Türkiye’nin AB üyeliği için şart olması gerektiğini belirttiği bir dönemde siyasetçilerin tarih yazımına müdahale etmemesi gerektiğini söyledi. İnkar kanununu çıkartamayacaklarını söyleyen Onkelinx, Ermeni “soykırımı” ile Yahudi soykırımının aynı kefeye konamayacağını vurguladı.
Selçuk Gültaşlı, Brüksel

Otogaz denetimi ‘talimat’a takıldı
Kaçak akaryakıtla mücadeleyi ‘en öncelikli konular’ arasına alan hükümet, sektör genelinde çok sıkı bir denetim politikası uyguluyor.
Denetimlerin otogaz diye de bilinen likit petrol gazını da (LPG) kapsayacak şekilde genişletilmesine ilişkin protokolün imzalanmasının üzerinden ise 3,5 ay geçti. Buna rağmen otogaz istasyonlarının denetimine henüz başlanabilmiş değil. Edinilen bilgiye göre, Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (EPDK) denetimlerin başlamasına dair gönderdiği yazı İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne iletildi. Ancak Genel Müdürlük, illere gönderdiği yazılarda akaryakıt ve solvent denetimleriyle ilgili talimatları bildirirken, otogaza yer vermedi. Durumun anlaşılması üzerine devreye giren yetkililer, Kaçakçılık Dairesi Başkanlığı’nın ‘talimat’ vermesi halinde denetimlerin Türkiye geneline yayılacağını söylüyor. Denetimler neticesinde usulsüzlük yaptığı tespit edilen istasyonlar mühürlenecek, lisanssız faaliyet gösterdikleri için de 549 bin yeni lira idari para ceza alacak.
İçişleri Bakanlığı ile EPDK arasında LPG denetimlerine ilişkin 21 maddelik protokol 14 Haziran’da imzalanmıştı. Enerji Üst Kurulu, hazırladığı denetim programını 17 Temmuz’da denetimden sorumlu birimlerin yanısıra Sanayi Bakanlığı ve Jandarma’ya da gönderdi. İçişleri Bakanlığı’ndan yetkililer, denetimsizlik yüzünden kaçak çalışan firmaların bugüne kadar cezalardan kurtulduğunu aktarıyor. Enerji piyasası çevreleri de, sektörün düzgün çalışması, haksız rekabetin ve kanun dışı uygulamaların bir an önce bertaraf edilebilmesi için önlemler alınmasını isteyerek, öncelikle İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde yasadışı yollarla çalışan istasyonların kapatılması gerektiğine dikkat çekiyor.
İmar planı yapılmadığı için işyeri açma ve çalışma ruhsatı alamayan otogaz istasyonlarına 31 Aralık 2007 tarihine kadar, ‘geçici faaliyet lisansı’ almak kaydıyla faaliyetlerini sürdürme imkanı tanındı. Kanun değişikliği lisans alamamış otogaz istasyonlarına bu imkanı tanımıyor, bu durumda olanların ise geçici lisans alması gerekiyor. Geçici lisans alınabilmesi için firmaların belediyelerin imar planlarında istasyonlara yer verildiğine dair bir belge getirmesi gerekiyor. Geçici lisans almak isteyenlerin belediyelerin imar planlarında yer almadığı için Üst Kurul’a başvuramadığını belirten enerji çevreleri büyük şehirlerde lisans alamayacak durumda birçok istasyon bulunduğunu kaydediyor. Sektör temsilcileri ise bazı istasyonların mühürlense dahi faaliyetine devam ettiklerini anlatarak, “Ankara’da bazı istasyonlar sabah vurulan mührü, akşam saatlerinde sökerek faaliyetlerine devam ediyor.” diyor. Yasadışı çalışan firmaların ceza alması için emniyetin devreye girmesi gerektiğine dikkat çeken bazı sektör temsilcileri, Sanayi Ticaret il müdürlüklerinin durumu kontrol etmesini, aksi takdirde denetim yapmadıklarını dile getiriyor. Türkiye’de Eylül 2006 itibarı ile 148’i geçici olmak üzere 5 bin 451 otogaz istasyonuna lisans verildi. Bu istasyonlar arasında yaklaşık 100’ünün şimdiye kadar EPDK’ya imar izin belgesi getirmediği ifade ediliyor.
Ankara’da 38 kaçak bayi mühürlendi
Geçtiğimiz ay Ankara’da 38 otogaz istasyonunun mühürlenmesinin perde arkasında ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin şikayetinin olduğu öğrenildi. Alınan bilgilere göre belediye şehir içerisinde faaliyet gösteren bazı istasyonların imar planında yer almadığı ve kaçak olarak çalıştığını Enerji Üst Kurulu’na bildirdi. Bunun üzerine Kurul, yazıyı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdi. Ankara Emniyeti de lisanssız çalışan otogaz istasyonlarını mühürledi. Ankara’da şikayet üzerine yapılan denetimlerin İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde yapılmadığı belirtiliyor.
04.10.2006
Ercan Baysal - Sedat Güneç
Ankara

Coşkun: Gıdada denetimi sadece memurla çözmek zor
Sanayi Bakanı Ali Coşkun, gıda etiketi denetimlerinde halktan destek istedi.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, gıda ve diğer sektörlerde denetimleri sadece memur denetçilerle yapmanın zor olduğunu ve denetimleri ilgili sivil toplum kuruluşlarına devretmeye başladıklarını vurgulayarak, "Türkiye genelinde insan sağlığıyla, insan beslenmesiyle ilgili olan gıda maddeleri başta olmak üzere önümüzdeki günlerde daha verimli bir denetim sistemine doğru gidiyoruz" dedi. Gıda maddelerinin üretim ve ithalat izinlerinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından verildiğini hatırlatan Coşkun, Sanayi Bakanlığı'nın ise 4077 ve 4703 sayılı yasalar çerçevesinde denetimler yaptıklarını kaydetti.
MEMURLA HALLETMEK ZOR
Bu denetimlerin daha çok etiket ve ambalaj konularında olduğunu ifade eden Coşkun, ithal malların üzerinde 9-10 dilde tanıtım bilgisi yer aldığını ancak Türkçe bilgilerin yer almadığını kaydetti. Ancak kanunlara göre, halkın aldatılmaması için Türkçe etiket ve tanıtım belgesinin şart olduğunu belirten Coşkun, bu konuda büyük bir denetim başlattıklarını söyledi. Bu konuda gıda sanayicilerini de hassas davranmaya çağıran Bakan Coşkun, "Giderek otokontrol sistemini getirmek istiyoruz. Çünkü sadece memuriyet kanununa tabi denetçilerle bu konuyu halletmek oldukça zor görünüyor" dedi. Denetimleri ilgili sivil toplum kuruluşlarına devretmeye başladıklarını da vurgulayan Coşkun, "Önümüzdeki günlerde daha verimli bir denetim sistemine doğru gidiyoruz. İlgili bakanlıklarla da işbirliği halindeyiz" dedi.

Şener: AB için 301’i değiştiririz
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, son dönemde Elif Şafak davası ile tekrar gündeme gelen Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin Avrupa Birliği için değiştirilebileceğini söyledi
04.10.2006
Avrupa’da Türk Haftası etkinlikleri kapsamında TÜSİAD ve Avrupa Politikaları Merkezi tarafından Brüksel’de düzenlenen panelde konuşan Şener, Türkiye’deki 301’inci maddeyi düzenlerken, AB ülkelerinden örneklere baktıklarını hatırlattı. Şener, ”Bugün de bakarsanız. Bazı AB ülkelerinde 301’inci maddenin özüyle bağdaşan deyimler göreceksiniz. Bizdeki sorun uygulamada. Mantalitenin değişmesi gerekiyor. Hükümet ve Meclis olarak 301’inci maddeyle ilgili gelişmeleri yakından izliyoruz. Gerekirse değişiklik de yaparız” dedi.
Toplantıya katılan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk de bunun üzerine, ’O zaman değiştirin’ karşılığını verdi.
Joost Lagendijk konuşmasında, Türkiye’de ifade özgürlüğüne karşı açılan her davanın bir kayıp olduğunu savundu. Lagendijk, ”Türkiye’nin 301’inci maddeyi kaldırması lazım. Her açılan dava üyeliğiniz için çaba gösteren ben ve arkadaşlarım için bir kayıp“ dedi.
İngiltere’nin Dışişleri eski Bakanı Jack Straw ise, ”En büyük dostumuz Türkiye’yi AB’den dışarıya itemeyiz“ diye konuştu.

İşte korsanın suç dosyası
THY'ye ait uçağı kaçırdığı iddia edilen Hakan Ekinci'nin suç dosyası oldukça kabarık çıktı Dosyasında ilk sırayı sahte kimlik ve dolandırıcılık alıyor.
THY'ye ait uçağı Tiran-İstanbul seferini yaptığı sırada Yunanistan hava sahasında kaçırdığı iddia edilen Hakan Ekinci'nin, ''sahte kimlik kullanmak ve dolandırıcılık'', ''Pasaport Kanunu'na muhalefet'' suçlarından poliste kaydının bulunduğu belirlendi.
Alınan bilgiye göre, İzmir Karşıyaka nüfusuna kayıtlı Hakan Ekinci (28) hakkında, İzmir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi'nce 2003 yılında işlem yapıldığı tespit edildi. Ekinci'nin, ''sahte kimlik kullanmak, sahte kimlikle otelde kalarak ücretini ödememek suretiyle dolandırıcılık olayına karışmak'' suçlarından işlem gördüğü, aynı yıl yine başkasına ait kimlik bilgilerinin yer aldığı pasaportla yurt dışına çıkmaya teşebbüs ederek Pasaport Kanunu'na muhalefet suçlarını işlediği tespit edildi.Bankadan dolandırıcılık olayına karıştığı iddiasıyla bir süre cezaevinde kaldığı öğrenilen zanlının, aynı zamanda ''asker kaçağı'' olarak da arandığı bildirildi.

Yapı sektörüne sigorta geliyor
ANKARA - Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, 17 Ağustos Düzce ve 12 Kasım Marmara depreminin ardından ajandasına not ettiği Yapı Kanunu Tasarısı Taslağı'nı tamamladı. İlgili kamu kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin görüşüne sunulan taslak ile sektöre AB standardı getiriliyor. Sivil toplum örgütlerinden alınan görüşler doğrultusunda son rötuşların yapılmasının ardından taslak Bakanlar Kurulu'nda imzaya açılacak.
Taslağın bu şekli ile yürürlüğe girmesi durumunda, hem yapının inşasında rol alan kişiler hem de yapı sahiplerine sigorta sorumluluğu getirilecek. Böylece yapının inşası sırasında veya sonrasında herhangi bir tehlike ile karşı karşıya kalması durumunda sorumluk kime aitse zarar ondan tazmin edilecek.
Taslak ile yapının projelendirilmesinde, yapım sürecinde ve denetlenmesinde rol alan ilgili kişilerin mesleklerini uygulaması aşamasında verilen hizmetlerde kusur veya mesleki bilgi ve beceri eksikliği sebebiyle tazminat ödemesini gerektiren zararları teminat altına alınması için mesleki sorumluluk sigortası yapılacak. Yapı sahipleri ise olası bir afete karşı binalarını tabi afetler sigortası yaptıracaklar.
10 yıla kadar meslekten men
Yapıların yapı bilimine uygun olarak inşa edilmesini sağlamak amacıyla oluşturulan kanun taslağı ile yapı müteahhitlerinin sorumluluklarını yerine getirmemesi durumunda meslekten mene varan ağır müeyyideler yer alıyor.
Taslakta, "Şantiyede ruhsat eki projelerin mimari, betonarme, makine ve elektrik tesisatı projelerinin müteahhit tarafından uygulanmadığının farklı hazırlanmış projelerin uygulandığının ilgili idarece tespiti halinde ilgili müteahhit ve kontrol elemanlarına projelerdeki aykırılık oranına göre en az 2 yıldan başlayarak, 10 yıla kadar meslekten men cezası verilir ve bu durum Resmi Gazete'de ilan edilir" denildi.

Medyaya rağmen ceza
2001 yılında bir gencin ölümüyle sonuçlanan olaylarda medyanın da yönlendirmesiyle uzun süre mağdur olan Akkiseli köylüler suçlandı. Ancak köylüler baskılara direnip davanın takipçisi olmayı sürdürdü. Ve köylülere ateş açıp, açtırdığı belirlenen Astsubay Ali Çalışkan ‘kasten adam öldürmek’ suçundan 14 yıl hapis cezası aldı

5 BİN nüfuslu Akkise, 10 Ağustos 2001 gecesinden önce Konya’nın Ahırlı ilçesine bağlı sıradan bir kasabaydı. O gece kahvehanede toplanan gençler asker uğurlamaya hazırlanıyordu. İl genelinde başlatılan, ‘Huzur operasyonları’ çerçevesinde ise jandarma Akkise’de uygulama yapıyordu. İddialara göre kimlik kontrolü sırasında arbede çıktı.
# 22 ER YARALANDI
OLAY sırasında jandarma silaha davrandı. Ortalık savaş alanına döndü. Askerliğini yapmaya hazırlanan Hasan Gültekin can verdi. 23 yaşındaki Sami Tokmak’ın akciğerine kurşun saplandı. 27 yaşındaki Kemal Candan komaya girdi. Olaylarda 22 er yaralandı. Taş ve sopalarla 3 minibüs, 1 jip ve 1 otomobil tahrip edildi.
# İKİ FARKLI HABER
TALİHSİZ gecede 25 dakikada 975 mermi atıldığı saptandı. Olay sonrası gazeteler ‘Dehşet gecesi’ ve ‘Korkunç iddia’ manşetleriyle jandarmayı sorumlu tutan haberler yayınladı. Ancak bir gün sonra aynı gazeteler ‘Halk ateş açtı’ başlıkları atıp köylüleri suçladı. İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin olayları halkın başlattığını vurgulayan raporu tartışmaları iyice alevlendirdi. Köylüler ise bu iddialara direndi.
DÖNEMİN Konya Milletvekili Hüseyin Arı olayı meclise taşıdı. Suçluların adalete teslim edilerek halkın vicdanının rahatlatılmasını istedi. Ağır Ceza’da dava açıldı. Ahırlı Karakol Komutanı Üstçavuş Recep Karakuş komutasında bölgeye giden birliğin başındaki Astsubay Ali Çalışkan 2002’de tutuklandı. Çalışkan devam eden davalarda şöyle ifade verdi:
# RAPORLA ÇIKTI
‘BİZ geri çekildik. Halk üzerimize sandalye attı. Kalabalık saldırınca uyarı ateşi için izin verdim.’ Astsubay Çalışkan kendini ise ‘Emir komuta zinciri kırılmıştı, askerler canlarını kurtarmak için ateş açtı’ diye savundu. Çalışkan adli tıptan 2003 Mayıs’ında gelen rapor doğrultusunda suçsuz olduğu gerekçesiyle salıverildi.
# BU KEZ CEZA YEDİ
OLAY sonrası görevinden alınan Astsubay Çalışkan bu süre boyunca tutuksuz yargılanmaya devam etti. Mahkeme 5 yıl süren davayı önceki gün sonuçlandırdı. Çalışkan suçlu bulundu. Hakkında, ‘kasten adam öldürme ve öldürmeye teşebbüs’ suçlarından 14 yıl 9 ay 23 gün hapis cezası verildi. ‘Vatandaşa kötü davranma’ suçundan ise beraat etti. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olan Çalışkan’ın dosyası Yargıtay’a gönderildi. SULTAN UÇAR
04.10.2006

Bakan Çiçek: AB özgürlüklerle ilgili düzenlemenin terör ortamında zor olduğunu anlamalı
ANKARA - Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'nin demokratikleşme yönünde attığı adımları terör ortamında attığını anlaması gerektiğini belirterek, "Terör başkaları için yalnızca güvenlik konusu olabilir, ama bizim için özgürlük konusudur. AB özgürlüklerle ilgili düzenlemenin terör ortamında zor olduğunu anlamalı" dedi.
Türkiye'yi ziyaret eden AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile görüştü. Yaklaşık 1 saat 15 dakika süren görüşmenin ardından bir açıklama yapan Rehn, görüşmede 301. maddenin kendileri için öneminin altını çizdiğini söyledi. Mevcut durumda 301. maddenin ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getirdiğini söyleyen Rehn, açılan davaların özgürlükler aleyhinde bir yöne doğru gittiğini vurguladı. Rehn, bu alanda açık ve kapsamlı bir diyalogun 8 Kasım'da açıklayacakları rapor öncesi ilerlemeyi de beraberinde getirmesi beklentisini dile getirdi. Görüşmede terör konusunun da gündeme geldiğini belirten Rehn, "PKK terör örgütünü kınıyorum. AB, Türkiye'nin terörle mücadelesine destek veriyor" diye konuştu.
Bakan Çiçek ise, görüşmede AB ile 3 Ekim'de başlayan müzakere sürecinin ardından geçen 1 yılın değerlendirmesini yaptıklarını belirterek, Türkiye'nin bu süre içerisinde AB'ye uyum açısından samimi, kararlı ve önemli adımlar attığını ayrıca çok önemli yasal düzenlemeler çıkardığını hatırlattı. Kopenhang siyasi kriterleri ile ilgili düzenlemelerin tamamının başta kendisi olmak üzere taslak olarak hazırlandığı ve hükümetin de kararı ile TBMM'de yasalaştığını ifade eden Çiçek şöyle konuştu:
"Sayın Rehn ile değerlendirmelerimizde, çalışmaların hangi atmosferde yapılmakta olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledik. Terör başkaları için yalnızca güvenlik konusu olabilir, ama bizim için özgürlük konusudur. AB özgürlüklerle ilgili düzenlemenin terör ortamında zor olduğunu anlamalı."
Bakan Çiçek, AB'nin Türkiye ile ilgili değerlendirmeler yaparken hükümetin reform kararlılığına bakması gerektiğinin altını çizerek, "Şu tarihe kadar şu yasa, bu tarihe kadar bu yasa demek zaten parlamenter sisteme uymaz" diye konuştu. Türkiye ile AB'nin beklentilerinin örtüşmesi gerektiğini, AB'nin de son dönemde çok iyi örnekler ortaya koymadığını belirten Çiçek, 12 Ekim'de Ermeni soykırımını reddetmeyi suç sayan yasa tasarısının parlamentoda görüşülecek olmasını hatırlattı.
Bakan Çiçek, gazetecilerin 301. maddesi ile ilgili sorularını ise yanıtsız bıraktı ve bakanlıktan ayrıldı.

Rehn'in gündemi 301'inci madde
Baykal, Rehn'e 301'inci maddenin ileride uygulanmayabileceğini belirtti
Ankara'da temaslarda bulunan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'le TSK'nın 301'inci maddesini görüştü.
CHP Genel Merkezi'nde basına kapalı gerçekleşen görüşme bir saat sürdü. Görüşmenin ardından bir açıklama yapılmadı.

Görüşmede, ağırlıklı olarak TCK'nın 301’inci maddesi üzerinde durulduğu öğrenildi.

Baykal, Türkiye AB ilişkilerinin tek bir yasa maddesi ya da konuya indirgenmemesi gerektiği görüşünü dile getirerek, 301’inci maddeye paralel düzenlemelerin AB üyesi ülkelerde de bulunduğuna dikkati çekti.

Rehn'in maddenin o ülkelerde uygulanmadığına yönelik sözleri üzerine Baykal, Türkiye'de şu ana kadar bir tek mahkumiyet kararı dışında somut bir uygulama olmadığını, bir kaç yıl sonra maddenin AB ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de uygulanmayabileceğini anlattı.

Baykal, TBMM'de yeterli çoğunluğa sahip olan hükümetin TCK'nın 301’inci maddesini muhalefetin desteği olmaksızın değiştirebileceğini vurguladı.

"Dokunulmazlıkların üzerine gitmeli"

Baykal, demokratikleşme konusunda farklı hedeflerden söz edilebileceğine dikkati çekerek, dokunulmazlıklar konusunu gündeme getirdi.

Deniz Baykal, Türkiye'deki gibi bir dokunulmazlık düzenlemesinin başka bir ülkede bulunmadığını belirterek, bu konunun üzerine gidilmesinin demokratikleşme açısından önemli bir katkı sağlayacağını söyledi.

"AB de coşkusunu kaybetti"

Rehn'in Türkiye'de AB'ye yönelik heyecan ve coşkunun kaybolduğuna yönelik gözlemlerine dikkati çeken Baykal, bunun doğru olduğunu ancak AB'nin de aynı şekilde coşkusunu kaybettiğini ifade etti.

Fransa'daki ‘Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı’na işaret eden Baykal, Avrupa'da fikir özgürlüğü açısından tam tersi gelişmelerin yaşandığı bir dönemde

Türkiye'den 301’inci maddeyle ilgili taleplerde bulunulmasının kamuoyunda rahatsızlık yarattığını söyledi.

"Terörün devam ettiği ortamda özgürlük"

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn Ankara’da Adalet Bakanı Cemil Çiçek’le de görüştü. Çiçek, görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklama yaptı.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek, terörün devam ettiği ve insanların hayatlarını kaybettiği bir ortamda özgürlüklerle ilgili düzenlemeler yapmanın ne kadar zor olduğunu herkesin iyi bilmesi gerektiğini belirtti.

Çiçek, Avrupa'nın son bir yılda özgürlükler konusunda çok iyi örnekler ortaya koymadığını söyledi.

Olli Rehn de, açıklamasında, Çiçek ile 'son derece yapıcı ve dostane' bir görüşme yaptıklarını, yargı reformu ve ifade özgürlüğü konularını ele aldıklarını bildirdi.

Rehn, 301’inci maddeye ilişkin tutumları hakkında, ''çünkü mevcut durumda 301 ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getiriyor ve içtihat da bu kısıtlamaların önünü açar durumda'' dedi.

Rehn PKK terörünü kınadı

Rehn, Çiçek ile aynı zamanda Türkiye için son derece önemli bir konu olan terörizm konusunu da ele aldıklarını, daha önce de pek çok kez dile getirdiği gibi PKK terörünü kınadıklarını ve Türkiye'yi terörle mücadelesinde desteklediklerini kaydetti.

Rehn, bu çerçevede, terörden mağdur olan kişileri ve ailelerini de çok iyi anladıklarını belirtti.

Rehn, bundan sonraki gelişmelerin İlerleme Raporu’na da yansımalarının mutlaka olacağını ve raporu destekleyeceğini ifade etti.

Rehn, yarın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile görüşecek.

İlerleme Raporu öncesi geldi

Olli Rehn'in ziyareti, Türkiye'ye dair yıllık İlerleme Raporu'nun kasım ayında yayımlanacak olması nedeniyle ‘kritik’ bir öneme sahip.

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi, son dönemde gazeteci ve yazarlar hakkındaki davaların kaynağı olan Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin değiştirilmesini veya tümüyle kaldırılmasını istiyor.

Hükümetin artık bir seçim dönemine girdiğini kabul eden Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum kesimine uygulanan ‘liman yasağı’ nedeniyle Türkiye ile üyelik müzakerelerinde bir ‘kaza’nın yaşanmaması için de çıkış yolu arıyor.

Bu noktada, özellikle Avrupa Birliği Dönem Başkanı Finlandiya'nın çabaları dikkat çekiyor.

Finlandiya, Türkiye'nin ‘liman yasağı’nı kaldırmasının karşılığında, Kıbrıs'taki Gazimağusa limanının Avrupa Birliği, kapalı Maraş bölgesinin de Birleşmiş Milletler denetiminde açılmasını öneriyor.

Kendisi de Finlandiyalı olan Rehn'in, bu öneriyi Ankara'da gündeme getirmesi bekleniyor.

Marketler, mal aldığı firmalardan konser parasını bile istiyor
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin mal verdikleri hipermarketlere yönelik sıkıntısı giderek artıyor.
Büyük mağazaların raflarında yer alabilmek için 2 bin dolara kadar kira veren, sattıkları ürünün parasını altı ayda tahsil edebilen firmaların dertlerine bir yenisi daha eklendi. Dönem sonunda açık veren bazı hipermarketler sponsor oldukları konserin, bazı kişi ya da kuruluşlara yaptıkları yardımın faturasını da firmalara yüklemeye başladı. Tedarikçi firmaların marketlerle yaşadıkları sorunları Zaman’a anlatan MÜSİAD Gıda ve Tarım Komitesi Başkanı Abdurrahman Kaan’a göre en büyük sorun ödemelerde yaşanıyor. En geç 10 gün içinde tüketilen et ve süt ürünlerinde bile vade süresi iki ay. Bazen iki aylık vade dolmasına rağmen süreyi 10 hatta 20 gün uzatanlar var. Bir hipermarketin rafında ürünün yer alması için kira gibi ayrı bir ücret alınıyor. Bu ücret ürün başına 2 bin dolara kadar çıkarken bazı hipermarketler her şubesi için ayrı ayrı bedel istiyor. Eğer bu ürün satma sırasında yapılan sözleşmelerde dikkat edilmezse tedarikçi, borçlu duruma bile düşebiliyor. Raf kirasının dışında insert, mağazanın ortasında dikkat çekecek şekilde ürünlerin yerleştirildiği gondoldan bile ücret alınıyor. Büyük bir markette yapılan indirim de yine tedarikçiye yansıyor. Yeni açılacak bir şubeye ürün vermenin maliyeti ise 5 bin Euro’yu geçiyor. Bütün bu ödemeler bir araya geldiğinde tedarikçi firmanın büyük bir hipermarketteki cirosunun yüzde 30’una kadar ulaşabiliyor. Eğer tedarikçi bunu kabul etmezse diğer mağazalardaki veya farklı ürünlerindeki satışları düşürülebiliyor. Türkiye’de son 10 yıldır bu uygulamalara fırsat tanınırken, aynı büyük marketin Avrupa’daki zincirlerinden ise böyle bir talep gelmiyor. Orada ürün satılırsa satılıyor, yoksa raftan çıkarılıyor. Aynı zamanda bir yerde yapılan büyük indirim, civardaki diğer marketleri de etkiliyor. Hipermarketlere ürün verenler açısından bir diğer sorun ise ekstra ödeme talepleri. Mağazalar bütçeleri açık verdiğinde mal veren firmalara ‘konser verdim, yardım yaptım’ diyerek ekstra fatura gönderiyor.
Yasa, firmaları rahatlatacak
Perakende sektörünü düzenlemek için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Büyük Mağazalar Kanun Tasarısı’ taslağı marketlerin tedarikçilerle alışverişine ilişkin hususlara da düzenleme getiriyor. Daha çok mağazaların büyüklüğü ve konumu ile ilgili tartışmalarla gündeme gelen ve halen Başbakanlık’ta bekleyen yasa taslağına göre, satın alma ve ödeme şartları belgeye dayalı olarak kararlaştırılacak. Böyle bir belgenin olmaması durumunda ise; satın aldıkları malların bedelini teslim tarihinden itibaren en geç 60. günde, taze etler ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerinin satış bedellerini teslim tarihinden itibaren en geç 30. günde, yaş sebze ve meyve ürünlerinin satış bedellerinin teslim tarihinden itibaren en geç 30. günde, 30 gün içinde bozulabilen veya günlük kaydıyla satılan besin ürünlerinin satış bedellerini teslim tarihinden itibaren en geç 15. günde ödemek zorunda. Tedarikçi veya üreticilere ürettirip satın aldıkları ürünleri kendi markaları altında satmaları halinde bu satışların toplamının, cirolarının yüzde 40’ını geçmemesi gerekiyor. Anlaşmalarında yoksa tedarikçi veya üreticiden hizmet, raf, katılım, reklam, anons bedeli ve benzeri uygulamalar adı altında herhangi bir ücret talep edilemeyecek.
Tedarikçilerin merakla beklediği ‘büyük mağazalar yasa tasarısı’nda ödeme koşulları ile ilgili düzenleme getirildiğini; ancak bunun anlaşma olmadığı durumları kapsadığını dile getiren Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği Başkanı Nuşin Oral, tedarikçilerin şikâyetlerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Mağazalar da, taksit uygulamaları, promosyonlar organize ediyor, kendilerini belirli oranda dengelemeye çalışıyorlar. Ancak bunların hepsi tüketicinin yararına olan gelişmeler.”
ABD küçük esnafı koruyor
ABD’de hipermarketlerin küçük esnafı yok etmesini önlemek için rekabet yasaları çok etkin şekilde kullanılıyor. Örneğin Sherman Yasası, ticareti kısıtlayacak her türlü anlaşma, birleşmenin yanı sıra, iç veya dış ticarette tekelleşmeye yol açacak her türlü faaliyeti yasaklıyor. Yasaya göre bir pazarda dağıtım kanalına yönelik olarak, nihai fiyat belirlemek, bazı alıcıları boykot etmek ve farklı fiyat uygulamaları yapmak yasak. Almanya’da ticaret mevzuatına göre şehir merkezinde hipermarket açılması yasaklanırken, mevcut hipermarketlerin çalışma saat ve günlerinde kısıtlamaya gidilmiş; ayda bir cumartesi hariç, cumartesi günü öğleden sonra ve pazar günleri çalışmalarına izin verilmiyor. Fransa’da bir bölgede perakendeye yönelik bir satış noktasının açılmasına izin vermek için; ilgili tüketici bölgesindeki toplam arz ve talep, bu bölgedeki ve ilgilendirdiği yerleşim alanlarındaki küçük ölçekli perakendecilere etkisi ve küçük perakendecilere yönelik rekabetin oluşum şartları göz önünde bulunduruluyor.
Bakkal niye tercih edilmiyor?
Türkiye Bakkallar Federasyonu’nun hazırladığı bir raporda tüketicilerin büyük marketleri tercih etmesinin sebepleri şöyle sıralanıyor: Büyük marketlerde daha çok markada aynı ürünün bulunabilmesi sonucu seçme hakkı ve kıyaslama imkanı var. Toptancılardan daha kârlı mal almaları sebebiyle düşük fiyattan satış yapıyorlar. Ayrıca her türlü ihtiyaç temininin yanı sıra oyun bölümleri, otopark ve cafe gibi hizmetler sunuluyor. Bakkallarda ise ürünler pahalı. Kredi kartı ile alışveriş imkanı sınırlı ve fiş-fatura hemen verilmiyor. Az personelin çalışmasından dolayı hizmet yavaş. İç dizayn eksikliğinden dolayı, müşteri ekmek gibi sadece ihtiyacı olan ürünü alıyor. 30-50 metrekarelik mağazalarda müşteri ürünle direkt temas edemiyor, sadece tezgâhın arkasından siparişini veriyor. Yanlış bilgi, bilinçsizlik ve psikolojik etkenler de bakkalların müşteriler nezdindeki diğer olumsuz imajları.
04.10.2006
Abdulhamit Yıldız
İstanbul

Merkez Bankası yine hesap verecek
Yılbaşında Enflasyon Hedeflemesi’ne geçen Merkez Bankası, Eylül ayında da “patikadan” çıktı
04.10.2006
Banka yılbaşındaki taahhüdünde Eylül ayı için enflasyon hedefini yüzde 5.8 belirlemiş, hedefi de 2 puan aşabilecek (yüzde 7.8) belirsizlik aralığı vermişti. Dün açıklanan veriler Eylül ayında yıllık enflasyonun 11.19’a ulaştığını ortaya koydu. Böylece enflasyonda “belirsizlik aralığının üst sınırı” da 2.75 puan aşıldı. Bu nedenle Merkez Bankası, IMF’ye ve hükümete bir mektup yazarak sapmanın hesabını verecek. Merkez Bankası’nın hesap verme zorunluluğu, enflasyon hedeflemesi uygulaması kapsamında ve yasasındaki “Belirlenen hedeflere ilan edilen sürelerde ulaşılamaması ya da ulaşılamama olasılığının ortaya çıkması halinde, nedenlerini ve alınması gereken önlemleri hükümete yazılı olarak bildirir ve kamuoyuna açıklar” hükmüne dayanıyor.

`Gazeteni kendin öde` cezası aldı
ANKARA Milliyet
Siyasi partilerin 2003 mali denetimlerini yapan Anayasa Mahkemesi, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Recai Kutan`ın 94 bin 400 YTL`lik gazete faturasını partiye ödettiğini belirledi. Partiye yasaya aykırı yollardan 33 bin 714 YTL`lik bağış yapıldığını da tespit eden yüksek mahkeme, Kutan ve bazı partililer hakkında Yargıtay Başsavcılığı`na suç duyurusunda bulundu.
Anayasa Mahkemesi, SP`nin 2003 yılı mali denetimlerini onayladı. Yüksek mahkemenin kararına göre, toplam 128 bin 114 YTL SP`den alınarak Hazine`ye gelir kaydedilecek. Kutan hakkında 2002 seçimlerinin ardından açılan `Kayıp Trilyon` davası ise sürüyor.

Kartta ödeme limiti arttı, borç dönmedi
Kredi kartında asgari ödeme limiti yüzde 10’un üzerine çıkınca borcunu zamanında ödeyemeyen sayısı 166 binle rekor kırdı
04.10.2006
Ocak ayında çıkan Kredi Kartı Yasası’yla bankalara “Kredi kartında asgari ödeme tutarı borcun yüzde 10’un üzerinde denince kart sahipleri borcu döndüremedi. Sadece Ağustos’ta kart borcunu ödemeyenlerin sayısı bir önceki aya göre yüzde 80 artarken, yılın sekiz aylık döneminde kara listedeki kişi toplamı 166 bin 259’a yükseldi. Böylece yılın tamamlanmasına daha dört ay kala kara listedeki kişi sayısında rekor kırıldı.
Kriz yılı olan 2001’de kart borcu nedeniyle 18 bin 143 kişi kara listeye girerken, bu rakam geçen yılın tamamında 162 bin kişi düzeyindeydi. Son rakamların ardından kara listedeki toplam tüketici sayısı ise 461 bine çıktı. Bu sayıya bankalardan çektiği tüketici kredisini ödemeyen müşteriler de eklendiğinde kara listedeki toplam kişi sayısı 523 bini geçiyor.
DALGALANMANIN ETKİSİ
Borç problemi yaşayan sayısında Ağustos’ta görlen hızlı artışın nedenleri konusunda farklı değerlendirmeler var. Bankacılar sorunlu müşteri sayısındaki artışı başlıca iki nedene bağlıyor. Bunlardan ilki Mayıs ayında piyasalarda başlayan dalgalanma. Bir tüketicinin kredi kartından dolayı kara listeye girmesi için en az 3 ay üst üste borç ödemeyi aksatması gerekiyor. Bu nedenle Mayıs’ta ödemeyi kesen müşteriler ancak Ağustos verilerinde listeye giriyor. Diğer bir neden de Kredi Kartı Yasası’yla birlikte gündeme gelen ’asgari ödeme tutarındaki artış’ uygulaması olarak açıklanıyor. Yasaya göre kartta daha önce yüzde 7-10 aralığında uygulanan asgari ödeme tutarının Eylül başında yüzde 20’ye yükseltilmesi konusunda karar alındı. Ancak bankalar asgari ödeme tutarını bir anda ikiye katlamak yerine her ay kademeli olarak artırdı.
Mayıs ve Haziran aylarında ise sektörde asgari ödeme ortalaması yüzde 15 civarına yükseldi. Bankacılar birçok müşterinin daha önce yüzde 10 olan asgari ödeme tutarını zor denkleştirdiğini, Mayıs ayında gelen yüzde 50’lik asgari ödeme zammı nedeniyle zorluk yaşadıklarını belirtiyor.

Seyyardan alışverişe 500 YTL ceza
Antalya`nın Alanya ilçesinin dünkü toplantısında, seyyar satıcılardan ve çocuklardan alışveriş yapanlara 500 YTL para cezası verilmesi kararı oybirliğiyle kabul edildi. Ceza kapsamına, ilçedeki yerli-yabancı turistler de giriyor.
Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu, kararın Belediye Yasası`nın ilgili maddesi uyarınca alındığını belirterek, `Bunun yeni yasada yeri vardır ve uygulayacağız` dedi. Cezanın kapsamının, yerliye ya da yabancıya yönelik olarak belirlenemeyeceğini ve işlenecek her türlü suçun ilçedeki yasalar çerçevesinde cezalandırılacağını belirten Sipahioğlu, şunları söyledi: `Sokak çocukları ve seyyar satıcılar, Türkiye`nin en önemli sorunlarından biridir. Küçük çocukların sokaklarda çalıştırılarak aileleri tarafından kullanılmasını önlemek, ayrıca seyyar satıcılık yaparak haksız kazanca engel olmak ve tüketiciyi korumak amacıyla aldığımız bu karara uymayan yabancılar da aynı madde uyarınca cezalandırılır.`

Askerden telgraf rektörden övgü!
Rektör Mesut Parlak, `İçten gelecek tehlikelere karşı en büyük güvencemiz Türk Silahlı Kuvvetleri`dir` dedi. Genelkurmay Başkanı, açılışı telgrafla kutladı
Tahsin Aksu
İstanbul Üniversitesi`nin açılış törenine Rektör Prof. Dr. Mesut Parlak`ın `irtica tehlikesi ve bölücülük faaliyetleri`ne yönelik açıklamaları damgasını vurdu. Konuşmasında Türk Silahlı Kuvvetleri`ni öven Parlak, `Şeriat özlemcilerine hiçbir zaman izin vermeyeceğiz, oynanmak istenen oyunun farkındayız` dedi.
Vezneciler`deki İÜ Fen Fakültesi`ndeki törene İstanbul Valisi Muammer Güler, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Fethi Tuncel, İBB Başkanı Kadir Topbaş, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı M. Şefik Mutlu`nun da aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.
Avrupa`ya da yüklendi
Törende konuşan Parlak, şehit ve gazilerin cumhuriyeti ve vatanın bölünmez bütünlüğünü miras bıraktığını belirterek, `Sorarım size, cumhuriyet ve laiklik bize gökten mi düştü? Her şeyi kanımızla kazandık. Bu kazanımları masa başı oyunlarla elimizden almak isteyenlere gereken cevabı vermeye hazırız` dedi. Bugün Atatürk`ün resimleri, ilkeleri ve ordu gibi kavramların tartışılmak istendiğini iddia eden Parlak, `Merak ediyorum... Acaba örnek alınması gereken `soykırım` kavramı arkasına saklanıp tarihi olayları tartışmaya kapatan, hatta söz etmeyi bile suç sayan demokrasiler mi?` diye konuştu.
TSK tartışmaları kötü niyetli
`Atatürkçülük maskesi altında hareket eden ve onu istismar edenlerin karşısında olduklarını` dile getiren Parlak, `Asıl niyetler ile gerçekte tartışılmak istenenler arasındaki apaçık fark, kurulmak istenen tuzakların bir parçasıdır` dedi. Konuşmasında TSK`ya övgüler yağdıran Parlak, `Sadece dıştan değil, içten gelebilecek tehlikeler karşısında en büyük güvencemiz Türk ulusu ve bu ulusun bağrından çıkan TSK`dır. Türk ordusu ile ilgili olarak yapılan tartışmaların arkasında yatan kötü niyeti görmezden gelemeyiz` dedi.
Başbakan`ın ismi okunurken salon sessizliğe büründü
Törene Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile kuvvet komutanları telgraf gönderdi. Erdoğan`ın adı okunduktan sonra salon sessizliğe bürünürken, Büyükanıt ve kuvvet komutanlarının telgrafı salonda coşkuyla alkışlandı.Basın mensuplarına dağıtılan ve Parlak`ın konuşma metninin yer aldığı kitapçıkta Çanakkale Savaşı`nda çekilen ve üstü başı perişan durumdaki iki savaş pilotunun yer aldığı fotoğrafın altında `Dikkatli bakın ve kulaklarınızı açın, bas bas bağırıyorlar. Varlığımız Türk varlığına armağan olsun` yazısı yer aldı.

Tahsilat başlıyor
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), 28 akaryakıt dağıtım şirketine kestiği 1.6 milyar YTL'lik rekor cezanın tahsili için harekete geçti. EPDK, 30 Ağustos'ta yaptığı yaptığı toplantısında, 28 akaryakıt dağıtım şirketine toplam 1 milyar 666 milyon 835 bin 180 YTL'lik idari para cezası uygulanmasını kararlaştırırken, Doğan Grubu'na ait Petrol Ofisi (POAŞ) 498 milyon YTL ile en yüksek cezayı almıştı.
EPDK KOLLARI SIVADI
Bu cezalar, dağıtım firmalarının lisansı olmayan akaryakıt bayilerine akaryakıt ikmali yapması nedeniyle verilmişti. Dağıtım şirketlerine, eylül ayının ikinci yarısından itibaren bu cezalar tebliğ edilirken, mevzuat gereği tebligattan bir ay sonra cezaların ödenmesi gerekiyor. Firmalara tanınan
bir aylık sürenin dolmasına yaklaşık 10 günlük bir süre kalırken, EPDK da bu cezaları tahsil etmek için kolları sıvadı.
DANIŞTAY KARAR VERECEK
EPDK, 1.6 milyar YTL civarındaki cezanın tahsil edilmesi için Maliye Bakanlığı'na göndermek üzere bir yazı hazırladı. EPDK, söz konusu yazıyla, cezaların tahsili için tanınan sürenin dolmak üzere olduğunu anımsatacak ve sürecin tıkanmaması için şimdiden uyarıda bulunacak. Bu arada, EPDK'nın verdiği cezalara karşı dağıtıcı firmalar Danıştay'a itiraz etmişti. Danıştay'ın ilgili dairesinin, 10 günlük süre dolmadan ön karar vermesi bekleniyor.
Deniz ÇİÇEK/ANKARA

Baydemir'in 'acımız arttı' davası başladı
Muş'ta ölü ele geçirilen 14 teröristten 4'ünün Diyarbakır'daki cenazelerinin ardından çıkan olaylarda 2 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine yaptığı açıklamada 'Acımız 14'tü 16 oldu' diyen ve 10 yıla kadar hapsi istenen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı. Baydemir, "Benim çabalarım gösterici grubu yatıştırmak içindi. Beraatımı talep ediyorum" dedi.
Hüseyin KAÇAR - DİYARBAKIR / MERKEZ

Sarıkaya’nın ihracını eleştiren yazara beraat
Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın, Şemdinli olayı ile ilgili iddianamesi nedeniyle meslekten atılmasını eleştiren Haksöz dergisi yazarı ve Özgür-Der üyesi Bahadır Kurbanoğlu beraat etti.
Özgür-Der’in 22 Nisan’da Fatih Saraçhane Parkı’nda yaptığı basın açıklamasında konuşan Kurbanoğlu’na 301. maddeden dava açılmıştı. Yazar dün, Fatih Asliye Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıktı. Mahkeme heyeti Kurbanoğlu’nun beraatına karar verdi. Duruşmanın ardından avukatı Necip Kibar ile birlikte açıklama yapan Kurbanoğlu, düşünceleri suç sayan bütün maddelerin kaldırılması gerektiğini savundu. Kurbanoğlu, “Sarıkaya hakkında yaptığım açıklamadan dolayı bana dava açıldı. 301. maddenin 4. fıkrasında, eleştiri hakkını kullanarak yapılan açıklamaların suç unsuru içermediği ifade ediliyor. O zaman bu fıkrayı niye koyuyorsunuz?” dedi. Kurbanoğlu’nun avukatı Necip Kibar ise Türk Ceza Kanunu’nun pek çok maddesinin insanları düşüncelerinden dolayı suçlu hale getirdiğini belirterek, “Birçok kişi fikirlerinden dolayı mahkemeye çıkarılıyor, yargılanıyor. Bu maddeler kaldırılmadığı sürece, düşüncelerinden dolayı yargılanan daha çok insan olacaktır.” şeklinde konuştu.
İstanbul, Zaman

Microsoft 357 M $'lık AB Cezasını Temyiz Etti
Yazar: Michael Chait 03-10-2006

Microsoft Avrupa Birliği'nin temmuz ayında verdiği 357 milyon $'lık ceza için temyize başvurdu. Ceza Microsoft'un Windows işletim sistemini 3.taraf yazılımların birlikte çalışabilirliğine açmaması ve Media Player'ı Windows'tan ayırmaması nedeniyle verilmişti.

Avrupa Birliği, Microsoft'un rakiplerinin yazılımlarının Windows işletim sistemi ile ortak çalışabilirliğine izin vermemesi ve Media Player programının Windows işletim sisteminden ayırmaması nedeniyle temmuz ayında 357 milyon $'lık bir ceza vermişti.
"The deadline for filing the appeal was October 2 and the deadline has been met," Microsoft sözcüsü Anne-Sophie Debrancion konuyla ilgili olarak internetnews.com'a verdiği demeçte, temyiz için son tarihin 2 ekim olduğunu ve bu tarihe uyduklarını söyledi.
Avrupa Temyiz Mahkemesi Microsoft'un başvurusunun, başvuru süresinin sona ermesinden az önce yani öğleden sonra ve faks yoluyla ulaştığını doğruladı. Ancak başvurunun aslının da beklendiği ve bir kopyasının davalı Avrupa Komisyonuna gönderileceği bildiriliyor.
Bu bundan sonraki 9 aylık sürecin ilk adımı olacak.
Komisyon, bundan sonraki adımda Microsoft'a nenden göstermesi için süre tanıyacak.
Davanın 3.tarafları için de mahkemenin sözlü ifadeleri alması öncesi bir açıklama yapma şansı olacak.
Mahkeme dışı anlaşma yapılmasını engellemek için, son karar temmuz 2007 öncesinde açıklanmayacak. Karar sonrası bir başka temyiz hakkı daha olacak.

Okul müdüründen öğretmene dayak
Rahatsızlanarak önceki gece öğretmen arkadaşları ve ailesi tarafından hastaneye kaldırılan Manisa Ticaret Meslek Lisesi öğretmenlerinden Saim Can, müdür yardımcısı Seyhan Çağlar Erman ve okul müdürü Muzaffer Şaşmaz tarafından dövüldüğünü öne sürdü. Müdür ve yardımcısı hakkında Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunan evli ve bir çocuk babası Can, olayın olduğu sabah okula gelip sevk kağıdı almak istediğini, müdür ve müdür yardımcısı ile bu nedenle tartıştıklarını bunun sonucunda da dayak yediğini söyledi.
Rıdvan KÖRPE - MANİSA / MERKEZ

İslam fobisi de insanlık suçu
Erdoğan, antisemitizm ile ‘İslami terör’ gibi tanımların aynı şey olduğunu söyledi
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Musevi düşmanlığı gibi İslam fobisinin de insanlığa karşı suç olduğunu söyledi. Washington Post gazetesi, Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı George W. Bush arasında Beyaz Saray’da yapılan görüşmeden derleyerek yayımladığı haberde iki lider arasındaki görüşmenin, önceden planlanandan yaklaşık bir saat daha fazla sürdüğüne dikkati çekti. WP Beyaz Saray yetkililerinin bu durumu, ‘Türkiye ile ilişkinin ABD açısından taşıdığı kritik önemi yansıttığı’ yorumunu yaptığını kaydetti.
RECEP Tayyip Erdoğan, Washington Post’a özel açıklamasında, ‘İslami terör’ ve ‘İslamofaşizm’ gibi terimlerin, dünyanın her yerinde Müslümanları yaraladığını belirterek ‘en iyisi bu gibi sözlerden kaçınmak’ dedi. Erdoğan ‘Antisemitizmi insanlığa karşı bir suç olarak gördüğümüz gibi İslam fobisi de insanlığa karşı bir suç’ dedi. Türk halkının çoğunluğunun, hala AB üyeliğinde yana olduğunu belirten Erdoğan ‘Zaman zaman AB’den gelen açıklamaların Türk kamuoyu üzerinde olumsuz etkisi oluyor’ dedi.
04.10.2006

19 yaşındaki Murat polis kurşunuyla öldü
Adana’da Murat Kasap adlı genç, ehliyeti olmadığı için polisleri görünce korktu ve bindiği motosikletiyle kaçmaya başladı. Ancak kendisini takip eden polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti. Emniyet “Seken kurşun isabet etti” derken tanıklar, 10-15 el ateş edildiğini iddia etti
04.10.2006
Murat Kasap (19), polisin açtığı ateş sonucu beline isabet eden 2 kurşunla hayatını kaybetti. Askerlik için gün sayan Murat, kalan kısa süreyi annesinin yanında geçirmek için işinden de ayrılmıştı. Geçtiğimiz cuma akşamı arkadaşı Reşit Sevim’le Adana’da motosikletle geziyorlardı. Kırmızı ışıkta durdular. Devriye görevi yapan asayiş ekibi de oradaydı. Bundan sonrasını Reşit Sevim şöyle anlatıyor: “Polisler bize bakıyordu. Ne plakamız vardı, ne ehliyetimiz. Bize doğru yürümeye başladılar, korkup kaçtık. Bu arada motosikletle duvara çarptık. Murat hafif yaralandı ama kaçmaya devam etti. Polislerden biri beni yakaladı. Diğeri Murat’ın peşinden koştu. Sonra silah sesleri duydum. Murat’a kaçma diye bağırdım ama duymadı. Sonra polislere, ‘Sıkmayın benim arkadaşım, telefonu var ararım, gelir’ dedim. Beni dinlemediler.” Görgü tanıklar, polisin önce birkaç kez ateş ettiğini daha sonra seri halde 10-15 el ateş ettiğini söyledi. Murat Kasap, polisin açtığı ateş sonucu beline ve kalçasına isabet eden iki kurşunla olay yerinde hayatını kaybetti. Murat’ın cansız bedeni hastaneye kaldırıldıktan sonra olay yeri polis tarafından didik didik incelendi. Emniyet yetkilileri, olaydan bir gün sonra yaptığı açıklamada, polis memuru Halil İbrahim Yıldırım’ın yere açtığı ateş sırasında seken 2 kurşunun Murat’a isabet ettiği ileri sürülüyordu. Üzerinden herhangi bir silah ya da bıçak çıkmayan, sabıkası da bulunmayan Murat Kasap’ın ölümü üzerine Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı. Talihsiz gencin cesedi, otopsi için Adana Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Polis memuru Halil İbrahim Yıldırım ile Kasap’ın arkadaşı Reşit Sevim de gözaltına alındı. Reşit Sevim daha sonra serbest bırakıldı. Annesi Resmiye Hanım, “Oğlum sigara, içki içmezdi. Kebapçıda, lokantada çalışarak, boyacılık yaparak evimizi geçindiriyordu. Hep, ‘Keşke daha çok para kazanabilsem de ablalarıma yardım edebilsem’ derdi. Nasıl kıydılar oğluma?” diye isyan ediyor.

İstmar Turizm, bayram turlarını satıp kayboldu
Düzenlediği Küba ve Uzakdoğu turlarıyla tanınan, bankalara ve piyasalara olan 5 milyon YTL’lik borcu bulunduğu öne sürülen İstmar Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Oğuz şirketi kapatarak kayıplara karıştı.
Ayşegül Güven ve Orhan Saat'in haberi
Bayram tatili için 500 tatilciye pazarladığı turlardan 650 bin Euro gelir elde ettiği tahmin edilen İstmar, bugün gazetelere verdiği ilanlarla ’Yurtiçi ve yurtdışı şeker bayramı dáhil tüm turlarımız iptal edilmiş olup, satışlarımız durdurulmuştur’ açıklaması yaptı.
BANKALAR MUHATAP BULAMADI:
Müjdat Oğuz’un yurtdışına kaçtığı söylentilerinin seyahat acentalarına kadar yayılması üzerine dün sabah alacaklarının tahsili için İstmar Turizme giden Finansbank ve Vakıfbank yetkilileri, şirkette muhatap bulamadı. Çalışanların da şirketin kapandığını dün öğrendiği belirtildi. Kadıköy’de kötü bir sezon geçirerek krize giren İstmar Turizm Şirketi’nin sahibi Müjdat Oğuz’un İsviçre’ye kaçtığı iddiaları üzerine şirket çalışanları ve müşteriler dün ofisi bastı. Bağdat Caddesi’ndeki İstmar Turizm’in çalışanları sabah işyerine geldiklerinde patronları Müjdat Oğuz’un şirketin iflasını isteyerek İsviçre’ye gittiğini öğrendi. 16 yıllık şirketin 30 çalışanından bazıları maaşlaaarına karşılık şirketin Bağdat Caddesi’ndeki bürosunda bulunan bilgisayarlara el koydu. Eşiyle birlikte önceki gün İsviçre’ye gittiği ileri sürülen şirket sahibi Müjdat Oğuz’un iflas işlemlerini başlatması için avukat Arslan Tanöz’e talimat verdiği belirtildi.
5 MİLYON YTL BORÇ:
5 milyon YTL’lik borcunun 700 bin YTL’lik kısmı IAAT’ya olan İstmar 1989 yılından bu yana iç ve dış turizm alanlarındaki aktif çalışmalarını sürdürüyordu. IAAT ve TÜRSAB üyesi olan İstmar’ın, Turizm sektörüne girişi şirketlerin yutiçi ve yurtdışına yönelik düzenlediği bayii toplantılarıyla oldu. İlaç ve kozmetik firmaları başta olmak üzere çok sayıda firmanın bayii toplantı ve turlarını yapan İstmar, TOBB’un da konseranslarını düzenliyordu. Firmanın bireysel tur paketlerine yönelişi de THY’den kiraladığı uçaklarda tüm koltukları bayiilerle dolduramamasından kaynaklandı. İstmar, kapasitesini verimli kullanabilmek için Küba, Havana, Bali, Singapur, Hong Kong ve Pattaya gibi uzak ülkelere yönelik bireysel turlar da düzenleme başladı.
Kaçmadım battım
Şu anda İsviçre’de bulunduğu öğrenilen Müjdat Oğuz’un kaçtığı iddialarıyla ilgili olarak ’Ben kaçmadım, dolandırıcı değilim. Turizm yapmak için kurduğum bu şirketi factoring ve bankalar batırdı. Cebimde 5 bin Euro ile kaldım. Diğer paraların tamamı bankalarda" dediği öğrenildi. Şirketin faaliyeti durdurma kararı alması durumunda bayram paketi alan tüketicilere mahkeme yolu gözükeceğini söyleyen Tursab’ın Avukatı Müge Canpolat ise "Paralar yatırılmış, peşin ödenmiş olsa da bayram turları yapılamayabilir. Bu durumda da tek yol mahkeme olur" dedi.
(Hürriyet)

Danıştay davasında yeni talep
ANKARA - Alparslan Arslan`ın avukatı Ahmet Doğan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi`ne yaptığı başvuruda, geçen duruşmada mahkemece verilen soruşturmanın genişletilmesi talebine ilişkin red kararının kaldırılmasını istedi.Danıştay`a saldırı olayının devlet ve millet için üzücü sonuçlar doğurduğunu vurgulayan avukat Ahmet Doğan, öldürülen Danıştay üyesinin hatırasına saygının gereği olarak tüm gerçeklerin ortaya çıkmasının önemine dikkkat çekti. Doğan, bu doğrultuda, olay tarihinden on gün öncesi ile olay tarihine kadar Arslan`la birlikte olan şahıslar ile olay tarihinde sanığı sorgulayan emniyet görevlilerinin tanık olarak dinlenmesini istedi.
Ahmet Doğan, Arslan`dan saldırı sonrası alınan kan ve idrar numunelerine ilişkin raporların usulsüz hazırlandığı gerekçesi ile geçersiz sayılmasını da talep etti.

İnternet'te İçki ve Sigara Yasağına Danıştay Onay
Yazar: Aydın Şengör 03-10-2006

İnternet üzerinde içki ve sigara yasağına Tütün ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından getirilen yasağa karşı, bir şirketin Danıştay'da açtığı dava reddedildi.

Tütün ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu, tarafından 2004 Ekim ayında yayınlanan bir tebliğ ile internet, televizyon, faks gibi iletişim araçları üzerinden içki ve sigara satışını yasaklanmıştı.
Ancak bu yasağa karşı, bir şirket tebliğin iptali amacıyla Danıştay’da dava açtı. Sanal ortamdan yapılan içki ve sigara satışının, 18 yaşından büyük tüketicilere yapıldığını bildiren şirket, düzenlemenin iptalini istedi.
Ama Danıştay, elektronik cihazlar üzerinden yapılan içki ve sigara satışını yasaklayan düzenlemeyi, yasaya ve hukuka uygun buldu. Danıştay 13.Dairesi, toplumu sigara ve alkollü içkilerin zararlı etkilerinden koruma hedefine ulaşmanın, bu ürünlerin satışının her aşamada denetlenmesi ile sağlanacağına işaret etti ve Danıştay, sanal ortamdaki satışlarda, denetim uygulamanın mümkün olmayacağını gerekçe göstererek, iptal istemini reddetti.

Kimsenin şüphesi olmasın yargı, laik cumhuriyeti korumaya devam edecek
Adli yıl açılış konuşmasında laikliğin tanımının yapılmasını isteyen Yargıtay Başkanı Osman Arslan, kendisine göndermede bulunan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt`a üstü kapalı cevap verdi. Yargının, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da laik cumhuriyeti koruyup kollayacağını belirten Arslan, `Yargı, laikliği, laik cumhuriyeti yıkmaya teşebbüs edenleri cezalandırarak korur. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.`` dedi. Osman Arslan, söz konusu konuşmada Anayasa`da laikliğe özel önem ve değer verilmiş olmasına karşın açık tanımının yapılmadığını belirtmişti. Laiklik ilkesi ile din ve vicdan özgürlüğünün milletlerarası sözleşmeler ve Anayasa hükümleri birlikte değerlendirilerek tanımlanmasının zorunlu göründüğünü kaydeden Arslan, `Devletin laik olması ilkesini benimseyenleri, dinsiz olarak suçlamak ne kadar yanlış ise Cumhuriyet`e, Atatürk ilkelerine bağlı olan ve dinin gereklerini de yerine getiren kişileri, çeşitli sıfatlarla suçlamak da bir o kadar yanlıştır.` ifadelerini kullanmıştı. Türkiye Adalet Akademisi`nin 2006-2007 eğitim yılı açılış töreni, akademinin Ahlatlıbel Kampüsü`nde yapıldı. Törende konuşan Yargıtay Başkanı Arslan, öğrencilere 40 yıllık tecrübesini anlattı. Arslan, Atatürk`ün devrimlerinin en önemlisinin hukuk devrimi olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti`nde 1926`dan bu yana, laik hukuk reformlarının uygulandığını hatırlattı. Çetiner Çetin, Ankara

Y A Z A R L A R

Çarşı, Amerikan pazarına karşı!
Umur TALU - Sabah

Memleketin Türk'ü, Kürt'ü; Memleketin dincisi, dindarı, laiki; Memleketin sivil iktidarı, askeri iktidarı;
Memleketin başbakanı, genelkurmayı;
Memleketin milletvekilleri, subayları;
Memleketin kimi muhalifi, kimi demokratı, kimi sivil toplumcusu;
Kimi milliyetçisi, cemaatçisi ve sağcısı ile orta yolcusu ve kimi solcusu;
Maalesef utanmıyor.
Bu "Bush kuyruğu" nda huzur, barış, kudret, kuvvet, itibar, garanti, gelecek, demokrasi, özgürlük, hak, hukuk, milli güvenlik, bağımsızlık, borsa, piyasa arıyor olmaktan utanmıyor.
Kendi sorunlarını kendisi çözememekten, kendi barışını, kardeşliğini kendi tesis edememekten, ABD'li hamilere, banilere, talabanilere filan bırakmadan, kendi demokratik, adaletçi, onurlu ufkunu çizememekten hiç utanmıyor.


ABD kuyruğunda askerlik yapanlar, sivil kuyrukçuları;
Halktan alabilecekleri, aldıkları yahut orada kaybedecekleri iktidarı ABD eteğinde tescil etmeye çalışan siviller, ABD tedrisatlı askerleri;
"Think tank" kuruluşlarında nemalanmaya, şereflendirilmeye bayılan kimi demokrat sivil toplumcu da, tankçıları, topçuları bu "bağımlı, ezik, büzük, özü bozuk" ahval ve şerait içinde eleştirmiyor mu?
Yahu bu memleketin "teröristi" ABD'nin uzaktan kumandasında ve "terörle mücadele" konseptleri ile icracıları da ABD gölgesinde; kimi milliyetçilerinin ve kimi cemaatçilerinin geçmişi ABD beslemesinde değil mi?


Bu nasıl bir "Amerikan pazarı" dır ki, herkese yer var.
Bunlar nasıl bir milli, etnik, askeri, sivil, demokrat, özgürlükçü, bağımsızlıkçı filan ruhlardır ki, o eğri büğrü omurgalardan hiç sızı duymadan poz veriyor, ahkam kesiyor.
Başbakanı apar topar, süklüm püklüm "Allah'ın Bush'u" na koşmuşken;
O başbakanı aynı gün bozum yapıp irticadan AB'ye kadar her konunun üstünden geçen Genelkurmay Başkanı bir kez bile ABD'nin adını anarak bir eleştiri getirdi mi?
O sözlere bayılanlar buna hiç dikkat etmeyecek kadar baygın mıydı?
Bir ülke, bir devlet, bir başbakan; her yere "savaş, kin, nefret, ölüm" taşıyan biri, sırf ABD Başkanı olarak, "Sizi bir barış adamı ve bir dost olarak görüyorum" dedi diye gurur duyabilir mi?
"Bush'un gözlerindeki kararlılık" üstüne beyaz atlı prensi bekler gibi hayallere dalabilir mi?
Hadi büyük medya bir yana da, misal, "İslam dünyasının uğradığı haksızlıklara, Ortadoğu'da fitne, fesat ve katliamlara çok duyarlı" gazeteler, başbakan yağlayacağız diye cıvık cıvık olabilir mi?


Bakın bu ezikliğin, yamaklığın, yamukluğun maalesef sivil ve asker bir ayrımı yok.
Kimsenin afrasına, tafrasına bakmayın.
Bu ülkede ne siviller bu kuyrukçuluğun özeleştirisini yapıp hesap verdiler; ne de ABD malı darbelerle ülkenin içini, beynini, vicdanını oyan askerler.
O yüzden, yağmurdan kaçıp doluya, doludan kaçıp çığa, çığdan kaçıp çamura sığınmanın bir manası ve bir ahlakı yok.
Hakiki "demokratik kültür", belki de hakikaten "Çarşı, her şeye karşı!" türünden bir mertlikle başlayabilir; en azından.


Schaerbeek’te seçim

Özdemir İNCE oince@hurriyet.com.tr


19 Eylül Salı günü yayınlanan "Yurt Dışında Siyaset" başlıklı yazım yurtiçinde ve yurtdışında çok iyi karşılandı. İlk kez bir yazıma karşı çıkan olmadı.

Vatandaşlarımızın, eski vatandaşlarımız Türklerin ve çift pasaportlu Türklerin yaşadıkları ülkelerde karşılaştıkları ayrımcılıkları örnekleyen iletiler aldım. Ayrımcılıklarla mücadele konusunda değişmeyen düşüncemi tekrarlayacağım:

Uyum sağlamak, eğitim ve ekonomi alanlarında güçlenmek, hukuk ve yasa bilgisi edinmek ve siyasetle ilgilenmek.

* * *

Ancak 19 Eylül yazımla ilgili olarak bir uyarıcı açıklama geldi. Onu sizlerle ve 8 Ekim 2006 seçiminde oy verecek Brükselli Türklerle paylaşmak istiyorum:

Derya Bulduk’un adaylığını onaylamak için Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesini isteyen FDF’in açık adı "Front Democratique des Francophones" ("Fransızca Konuşanların Demokratik Cephesi"). FDF, Belçika genelinde MR (Mouvement Reformateur) adıyla bilinen partinin içinde yer alıyor. Yani MR ile FDF aynı parti.

"Schaerbeek"liler söz konusu FDF partisini MR (Mouvement Reformateur) olarak biliyorlar.

"Schaerbeek"lilerin dikkatine sunmamı istedikleri husus şu: Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmediği için Derya Bulduk’u adaylıktan atan ve onu istifaya zorlayan FDF partisi Schaerbeek’te MR (Mouvement Reformateur) olarak biliniyor.

Mouvement Reformateur’ün 8 Ekim seçimlerindeki adayı halen belediye başkanı olan Cleryfayt.

Cleryfayt’ın Schaerbeek Belediye Başkanlığı için en büyük rakibi Sosyalist Parti’den Adalet Bakanı Onkelinx.

Onkelinx’in en büyük kusuru Fehriye Erdal’ı elinden kaçırması.

* * *

Ermenilerin en büyük destekçisi olan MR (Mouvement Reformateur), Ermeni soykırımı iddialarını ders kitaplarına sokmaya çalışıyor; Ermeni soykırımı iddialarını inkar etmeyi cezalandıran bir yasa çıkartarak Belçika’da yaşayan Türklerin ve Türk kökenli Belçikalıların siyasete girmelerini engellemek isteyen parti, her iki konuda da parlamentoya yasa tasarısı sunmuş durumda.

Bir tarafta Ermeni iddialarının yılmaz savunucusu MR’ın adayı Cleryfayt, bir tarafta Fehriye Erdal’ı elinden kaçıran Adalet Bakanı Onkelinx.

Bu sakal ve bıyık çelişkisinde sağlıklı karar vermek Schaerbeek’li Türk kökenli seçmenlere düşüyor. Fehriye Erdal işi bir hata ama Ermeni soykırımı fesadı bozulması gereken bir tuzak!

* * *

Benzer bir yıpratma politikası Belçika’nın Flaman bölgesindeki Beringen’de de yürütülüyormuş. Hedefin adı Selahattin Koçak. Seçim listesinde ikinci sıradaymış. Yani seçilmesi kesin gibi. Bu olasılık karşısında, en çok seyredilen televizyon programında (Terzake06-VTR) ve ülkenin en çok okunan gazetesi De Standaard’da "Bir yabancı belediye başkanı olabilir mi?" sorusuyla Koçak karşıtı kampanya yürütüyor.

Türk kökenli politikacıların artık Belçika’da işleri çok zor. Belçikalı Türklerin dikkatine!

Bir başka uyarı da Türkleri birbirine düşürme politikası konusunda. Buna da dikkat !

Bir televizyon sokakta yürüyen Türkleri ya da Türk kökenlileri çevirip falanca adayı destekliyor musunuz, diye soruyorsa, bunun açık anlamı nedir? Nifak ve fesattır!

Nifak ve fesat ancak birleşerek etkisiz hale getirilebilir.


Var mı, yok mu?

Türker Alkan

'Türkiye'de irtica tehlikesi var!'
"Yok efendim. Nereden çıktı şimdi bu durup dururken. Zaten 'irtica' diye bir hukuk hükmü yok. O halde irtica da yok demektir. İrtica denen şeyin bir tanımı da yok zaten."
"Nasıl iştir, laikliğin bir tanımı yok, irticanın bir tanımı yok. Kaldık mı karanlıklar içinde. 80 yıldır boşuna mı kavga etmişiz yani? Çok aptalca bir şey bu!"
"Hem irtica Amerika'da da var. Görmüyor musun tarikatçılar nasıl 'hım hım' diye sermest olmuş vaziyette çırpınıp duruyorlardı."
"Olabilir. Orası Amerika. Cim karnında bir nokta bile değildir onların mürtecileri. Söyle bakalım, 'Türkiye'de Cumhuriyet yönetimi şeriata boyun eğecek diyen bir kişi hâlâ Başbakanlık Müsteşarı değil mi? Bürokrasinin en üst noktasında oturmuyor mu?'"
"İyi de onlar değişti."
"Başbakanlık Müsteşarı üstüne basa basa, 'Ben değişmedim' demedi mi? Hem bu 'Biz değiştik' lafını da pek anlamıyorum. Binlerce kişi aynı anda vahiy gelmiş gibi aynı yönde ve aynı hızla değişebilir mi?"
"Değişir değişir, solcular değişmedi mi?"
"Değiştiler tabii. Fakat onların değişmesini açıklayacak tarihi gelişmeler yaşandı. Doğu Bloku dağıldı gitti. Ve bunlar açıkça tartışıldı. Ama dincilerin değişimi neye dayanmaktadır, ne anlama gelmektedir, yeterince tartışılmadı.
Belki en önemlisi de AKP'nin devlet bürokrasisinde kadrolaşmasıdır. Boş bulunan her kadroya imam-hatipliler dolduruldu. İmamlar hastanelere başhekim olarak atandı. Özerk kuruluşlar AKP'nin denetimi altına alınmaya başlandı.
Son hedefleri Cumhurbaşkanlığı."
"İyi de bir taraftan da AKP kamuoyundaki desteğini yitiriyor. Türbanlıların sayısının azaldığını gösteren kamuoyu yoklamaları var. Kuran kursları da artık fazla öğrenci çekmez olmuş."
"Ya belediyelerin yayımladığı şeriat propagandası yapan 'ilmihallere' ne diyeceksin? Her şeyin 'İslamisi' moda olmaya başladı. Bazı yerlerde tarikatlar toplum yaşamını doğrudan denetler oldular. Dışişleri Bakanı'nın eşi Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava etti. Tarihte görülmüş şey mi bu?"
"Ama öte yandan ekonomi büyüyor, kentleşme, modernleşme yayılıyor, eğitim düzeyi yükseliyor, toplumsal yapı karmaşıklaşıyor, Türkiye küreselleşmeyle birlikte dünyayla gittikçe daha fazla bütünleşiyor. Sorarım sana, böyle bir ülke şeriat yasalarıyla yönetilebilir mi?"
"Yönetilemez. Ama şeriatçı dediğimiz insanlar bunun farkında mı dersin? İstanbul'da havraya, İngiliz Konsolosluğu'na, bir bankaya bomba atan İslamcı teröristler, zikir yaparken kendinden geçenler, Danıştay'a saldıranlar, Ahmet Taner Kışlalı'yı, Uğur Mumcu'yu öldürenler ve bütün bu cinayetleri görmek istemeyenler bunun fakında değil korkarım. Güneydoğu'da PKK'nın yerini şeriatçı grupların aldığı haberleri de cabası."
"İyi de rejimi değiştirmeye güçleri yeter mi bakalım?"
"Sanırım yetmez. Ama bu arada çok tahribat yapabilirler."
Şu anda buna benzer diyaloglar yaygın.
Çok boyutlu bir konu. Çok farklı şeyler söylenebilir. Önümüzdeki günlerde bu tür tartışmaların yaygınlaşmasına tanık olacağız galiba.


Ah bir engizisyon mahkemesi olsa!

MEHMET KAMIŞ- Zaman

Sezer’in konuşma metinlerini kim hazırlıyor? Bu konuştukları gerçekten kendi fikirleri mi, yoksa eline tutuşturulan metinleri mi okuyor? Bunu çözmek gerçekten çok zor.

Çünkü aynı Sezer, cumhurbaşkanı seçilmeden hemen önce; bambaşka şeyler söylüyordu. Özgürlükten, cumhurbaşkanının aşırı yetkilerinden, hukuktan bahsediyordu. Göreve geldiğinin ilk aylarındaki icraatları devlet-millet kaynaşmasını sağlayacak bir cumhurbaşkanı görüntüsü veriyordu.

Oysa bugün öylesine farklı sözler söylüyor ki insan dehşete düşüyor. Cumhurbaşkanı yoksa o günlerde takiyye mi yapıyordu, diye düşünmeden edemiyor insan. Cumhurbaşkanı olurken, hukukun üstünlüğünden bahsederken (yasa değil hukuk) yoksa gerçek düşüncelerini gizliyor muydu acaba? Başkalarını yapmakla suçladığı takiyyeyi, acaba o günlerde kendisi mi yapıyordu? Yoksa Cumhurbaşkanı, bugün direnemediği bir baskı altında mı, anlaşılır değil.

Bilim olimpiyatlarında dünya birincilikleri alanlar; matematik, kimya, fizik olimpiyatlarında bütün madalyaları toplayanlar; yepyeni bilimsel icatların peşinde koşanlar; Türkiye’nin en zeki öğrencilerini yetiştirenler ve Türkçeyi bir dünya dili haline getiren, hayatlarını insanların eğitilmesine ve gelişmesine adamışlar gerici, daha otoriter rejim isteyen, daha çok baskı, daha çok yasak, daha çok olağanüstü hal isteyenler ise ilerici olarak tanımlanıyor. Tanımlanıyor da kendisinden başka kimse böylesine açık bir çelişkiye inanmıyor. Dogmatik olma sözü en çok kime yakışıyor sizce? Laiklik fıkhına göre bu yapılanlar caiz değil türü laflar eden, Ortaçağ’daki baskıcı rejime göre hayatı dizayn etmek isteyenler mi, yoksa sürekli okuyan, sürekli gelişen, kendini geliştirip dünyanın en önemli üniversitelerinde eğitim görenler mi dogmatik?

Bir cumhurbaşkanı olmaktan çok hukuk adamı olarak bilinen Sayın Sezer’in, çağdaşlık adına söyledikleri sözler, gerçekten dehşet verici. Sezer, laikliği koruma adına gerekirse ibadet özgürlüğünün bile engellenmesini savunuyor. İbadet özgürlüğünün engellenmesi gibi bir uygulamayı savunabilmesi bir garabet, diğer bir garabet ise; yasaklamayla sorunun çözülebileceğini düşünebilmesi. Milli Şef dönemindeki uygulamaları özlemesi normal karşılanabilir; ama bu uygulamaların dini ortadan kaldıramadığını ve asla da kaldıramayacağını anlayacak kadar sosyal psikoloji bilmesi gerekir.

Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin büyük çoğunluğunun oruç tuttuğu Ramazan ayında göstere göstere su içmesiyle milleti oruç tutmaktan vazgeçireceğini sanıyor. Oysa kendi inandırıcılığını iyice ortadan kaldırdığının, milletle devlet arasındaki uçurumu iyice açtığının farkında değil. Belki umurunda da değil. Böyle bir tavır ülkeyi, milleti devleti düşünen bir tavır mıdır? Tabii ki hayır. Sayın Cumhurbaşkanı şunu fark etmeli ki, artık Milli Şef dönemi bitti. Tam 56 yıl geçti Milli Şef döneminin üstünden. Zaman hızla ilerliyor. İnsanlar ilerliyor, özgürlükler artıyor, hukukun üstünlüğü her geçen gün yeni tepeler aşıyor.

Kendisi gibi düşünmeye zorlamak, 1400’lü yılların İspanya’sında, Ortaçağ Avrupası’nda yaşanıyordu ve o mahkemelere ‘engizisyon’ deniyordu.

04.10.2006


e-posta adresi: m.kamis@zaman.com.tr

Basında Yargı Haberleri ...

Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına,

( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...)

OZDERIN,M.

msn: ozderin@hotmail.com